13 Haziran 2017 Salı

H 499



                                                                                 

7 Temmuz Çarşamba – Özgürlük Parkı

   

“Lisede numaram 499’du.”
  Salih Keskin beyaz pamuklu elbise, beyaz çorap ve beyaz ayakkabılar giymiş kumral kıza bezgince baktı. On üç, ondört yaşında falan olmalıydı. Onlardan biriydi yine. Neyse ki, bugün 7 Temmuzdu. Yarın bütün bunlar mazide kalacaktı inşallah.
  “499 dedim.”
  “Anladım.”
  “Bana kızgın değilsin umarım.”
  Salih önce az ileride spor yapan orta yaşlı kimselere baktı. Sonra bakışlarını yeniden beyazlı kıza çevirdi. Simsiyah gözlü, elma memeli hoş bir kızdı. Daha sabahın 10.32’siydi. Kız sabahın üçüncü sırnaşığıydı. İlki altıyı birkaç dakika geçe uykusunun en tatlı yerindeyken gelmişti. İkinci de abisiyle kahvaltı ederken. Evde kalsa durumu belli ederdi. O nedenle sık sık bu parka gelir olmuştu. Burada tenha bir yerde oturup kediler ve kargalarla konuşması göze batmamaktaydı.
  “Değilim. Benim numaram başka.”
  Kız şaşırmıştı. “499 değil misin yani?”
  Salih içini çekti ve “Öyleyim de. Sınıf numaram değil. İş başka.”
  Kız meraklı bir yüz ifadesiyle gelip yanına oturdu. Salih hafif ter ve ten kokusunu almaktaydı. Saçlarını yeşil sabunla yıkamıştı. Anneannesi de öyle yapardı.
  “Nasıl yani?”
  Orta uzunluktaki saçları pırıl pırıldı. Teni ve kiraz dudaklarının kırmızı rengi sıhhat ışıyordu. Kız normalde Salih’in çok beğendiği tiplerdendi. Bu şekilde karşılaşmaları yazıktı.
  ”Adın ne senin?”
  “Ayla. 14 yaşındayım. Sen?”
  “Yaşıtız.” 
  Salih kızın uzattığı elini istemeden sıktı. Biraz nemli, serin bir teni vardı. Şimdi iş çığrından çıkacaktı. Kızın gözleri birden irileşti. Önce kaba etlerini  ondan uzaklaştırdı. Sonra ayağa kalktı.
  “Sen...”
  “Benim 499’um seninkinden farklı.”
  “Aman tanrım inanılmaz bir şey. İlk kez başıma geliyor.”
  “Benim de. 14 Mayıstan bu yana daha doğrusu.”
  Salih’in çok sakince ve bu tür şeylere alışkın bir şekilde konuşması kızı etkilemişti, ama yüzü allak bullaktı hâlâ.
  “Baştan biliyor muydun yani?”
  Salih başını salladı ve avucuyla bankın üstüne vurdu. Rahatlığı, onu olduğu gibi kabul etmesi kızı gevşetmişti, ama hâlâ vahşi bir ceylan gibi tetikte duruyordu.
  “Ne olmuş sana böyle?”
  Her şey iki ay önce SBS sınavlarına hazırlanırken başlamıştı. Evde özel ders alıyor, buna ek olarak da yakınlardaki bir etüde gidiyordu. Robert Kolej için 500 üzerinden en az 498 puan almak gerekmekteydi. İşi zordu yani. Ailece bu konular ele alınırken Nafize teyzesi hipnozla puan telkini yapıyorlar muhabetini açmıştı. Bu gerçekti. Kendisi bile bunu yaptıran iki üç kişi tanıyordu. Baştan beri muhalefet etmesi bir işe yaramamıştı. 497’yi geçebilmesi için bu tür bir takviye almasında karar kılınmıştı. Tanıdık çevrelerinin önerdiği bir profesöre gidilmiş ve ilk hipnoz seansı 14 Mayıs Cuma günü 14.00’de yapılmıştı. Başta doktor olmak üzere herkes çok iyi gitti diye kutlamıştı kendisini. Adam ona kadar sayıcam demişti. Sona gelmeden Salih ipi koparmıştı. Sonra gözlerini tekrar muayenehaneye açtığında aradan on sekiz dakika geçmişti sadece. Hiçbir şey hatırlamıyordu. Yapılan işlem de basitti zaten. ‘Sen bu yıl SBS sınavlarında 499 puan alabilirsin’ Telkin bundan ibaretti. Seans sonrası kutlama niyetine pastahaneye gidilmişti. O gece bu kız türü kimselerin ilkiyle karşılaşmıştı. Gece yarısı ikide. Yatak odasına gelen yaşıtı bir kızdı. Üzerinde uzun bir tişört ve siyah pantolon vardı. Ayla gibi çok sıhhatli ve gerçek gibi görünmekteydi. Uzun siyah saçlı, ince yapılıydı. Adı Safinaz’dı. Halası eczacıydı. Kız 4,99 gram saf morfinle intihar etmişti. Üç ay önce. Annesinin ve ablasının anlayışsızlığını protesto etmek için. Salih sonradan çok düşünmüştü. Kızın gerçek halini kavradığında neden ortalığı ayağa kaldırmamıştı? Kaç kez aklından geçirmesine rağmen Hipnoz-499 model ziyaretçilerinden kimseye söz etmemişti. Evde başkaları varken yapılan ziyaretlerde yüzünü bozmamayı çok çabuk öğrenmişti. Birkaç kez kendi kendine konuşurken yakalanmıştı haliyle. Bunu çok ders çalışmanın verdiği strese yorarak anlayışla karşılamışlardı. 
  Ayla anlattıklarını dinleyince üzerindeki yabansı çekimserlik yokoldu. Gelip tekrar banka oturdu. Bu defa ilki kadar yakınına sokulmamıştı yalnız.
 “Niye 500 değil?”
 “İlk akla gelen telkinin 500 puan için yapılmasıydı, ama anneannem aşırı mükemmellik engel çıkarır dedi. Uğursuzluk çekmesin diye 499 yaptılar.”
  “Öyle olmasa karşılaşamayacaktık.”
  “Safinaz da öyle dedi.”
  Ayla’nın yüzündeki belli belirsiz kıskançlık izlerini farketmek hoştu.
  “Hipnoz seni bize açtı yani?”
  “Öyle.”
  “Peki niye ben senin hayatta denen durumda olduğunu hemen farkedemedim?”
  “Bunu diğerleriyle de konuştuk.” Dedi Salih. “Sanırım hipnoz beni sizlere has bölgeye açarken aradaki farkı bir şekilde hissedilmez hale getirdi. Safi... Diğerleri de aynı fikirde. Bize yatkınsın diyorlardı.”
  “Şu ana kadar böyle kaç kişiyi tanıdın?”
  Salih düşündü. “15 - 20 kişi falan.” Dedi. “Bazen bütün gün kimse gelmez. Bazen de gün boyunca dört beş ziyaretçim olur. İyi ki okullar kapalı. Sınıfta yanıma gelseler ne yapardım bilmiyorum. Bazı kimseleri tek bir kez gördüm. Bir amca vardı. Piyango biletine 50 000 lira çıkmış. Son üç numarası 499’muş. Kayınbiraderi bileti ele geçirmek için onu öldürmüş. Adını unuttum şimdi. O adamı tek bir kez gördüm mesela. Safinaz bir ara haftada üç dört defa gelirdi. İki haftadır ortalarda yok. Dün ortalık sakindi. Kimse yoktu. Bazen öyle oluyor. Bugün arife diye başım kalabalık. Sen üçüncüsün. Daha öğlen olmadı.”   
  “Neden arife?”
  “Yarın SBS sonuçları açıklanacak. Puanlar belli olacak. Cevap anahtarı önceden yayınlanmıştı. Oradan da biliyorum, neredeyse eminim 450 puanı geçemeyeceğim. Eve hiç bozuntuya vermedim haliyle. Böylece hipnozun amacı hiçleşecek ve 499’larla ilişkim sona erecek.”
  “Bunu çok mu istiyorsun?”
  Salih ölü olup da bir şekilde ziyaretine gelebilen, fiziki olarak dokunulabilen, ama onunkinden başka gözlere kapalı olan varlıklardan baştaki kadar korkmuyordu. Alışmıştı hızla. Bazıları kızdı ve yaşıtıydı ayrıca. Bu yakınlarda çeşitli nedenlerden ölmüşlerdi. Bu hayat dolu insanların genç yaşta ölüp gitmiş olmaları çok yazıktı. Üzülüyordu. Onlara bağlanıyordu. Bu empati gücünü artırıyordu. Kendi kız kardeşi ölmüş gibi yeise kapılıyordu. Bir yanı bu alemle temasta kalmayı istiyordu, ama normal bir hayat sürebilmesi için onlardan tamamen kopmasının şart olduğunu düşünüyordu. Yaz tatili gibi uçucu bir serüven kalacaktı arkada. Saatler kalmıştı.
  “Evet. Bir şey daha var. Benim adım Salih Barış Saruhan. SBS yani. SBS gelecek yıla değişiyor. OKS olacakmış galiba. Benle bu yönden de ilintisi bitecek.”
  Kız sağ eline aralarında otuz santimlik mesafenin ortasına koyunca Salih son gün nasıl olsa diye düşünerek elini kızınkinin üstüne koydu. Serin ve nemli ten kızın ölü olabileceğiyle ilgili tek bir sinyal vermemekteydi. Salih ziyaretçilerinin genç yaşta ölmüş numarası yapan cinler olabileceğini de düşünmüştü. Anneannesi cinlerle ilgili neler anlatmazdı ki. Yemeklerin tadını değiştiriyor, bazı eşyaları yerinden oynatıyor, sevdikleri insanlarla evleniyor ve hatta çocuk bile doğuruyorlardı. Bu alemi tanımaktan bir şekilde memnundu. Yaşamı sıradan denen kanaldan sapmıştı. Bu alem eğlenceliydi, ilginçti. Kimseler inanmıyacak da olsa anlatacak olağanüstü anıları vardı. Kendine güveni bile artmıştı. Olgunlaşmıştı bu son bir ay içinde. Hipnozun esas hedefini ıskalasa da aslında büyük piyangoyu tutturduğunu düşünmekteydi. Ayrıcalıklı olmanın zevki başkaydı, ama eski halini de özlüyordu zaman zaman. 
  “Seni çok sevdim Salih. Keşke...” Gözleri karşılaşınca kız gülümsedi.
  Salih de kızdan çok hoşlanmıştı, ama yarını iple çekmekteydi. Dananın kuyruğu kopunca evdeki gerilimli bekleyiş bitecek ve bu gizli aleme açılan kapı örtülecekti. Çok düşünmüştü. 450 puanın bile altında kalacağından adı kadar emindi.
  Kız onun sessiz kalması üzerine içini çekti ve elini alttan usulca kaydırarak yerinden doğruldu. Bir şey demeden Mustafa Mazhar Bey caddesi tarafına doğru birkaç adım attı. Durakladı ve üzüntülü bir şekilde el sallayarak yoluna devam etti. Kızın yürüyüşünü izleyen Salih yerinden fırlayıp arkasından gitmemek için kendini güç tuttu. Normal hayatına dönmesine saatler kalmıştı. Bunu her şeyden çok istediğine inanmıyordu eskisi kadar. Ağzı bu lafları ediyor, ama yüreği durumu tasdiklemiyordu pek. 14 Mayıs hipnozu zihninin yepyeni bir bölgesini keşfetmesine vesile olmuştu. Kız ağaçların ardında kaybolunca az ilerisinde duran iki kargaya baktı. Acaba hayvanlar arasında da bu tür varlıklar var mıydı?

*

8 Temmuz Perşembe – Özgürlük Parkı

  Salih dün bu saatlerde oturduğu banka kurulmuştu. Yanına okumak için bir çizgi roman almışsa da henüz tek bir sayfasına bile dokunmamıştı. 446 puanlık sonuç evde ağdalı bir şok yaratmıştı. Özel ders, etüd ve hipnoz bir işe yaramamıştı. Çok açıkça söylenmiyordu tabii, ama bu hezimet sahip olduğu mutena imkânları değerlendirememiş olan Salih’in sicil defterine kara harflerle yazılmıştı. Okulun yanı sıra özel ders almaktan, etüde gidip saatler harcamaktan ne denli sıkıldığını düşündü. Hipnozla ona bu bunaltıcı ortamı değiştirecek bir şey sunmuşlardı. O da bitmişti şimdi. Alışacaklardı. Hep beraber. Birkaç gün sonra normal hayat iyice otururdu rayına.
  Annesi yaşında bir kadın elinde bir torba arkasında on kadar kedi az ilerisinden geçmekteydi. Saçları boyama sarışın olan bu kadını tanıyordu. Parkta ardında kediler biraz gezer sonra hayvanları beslerdi. Kediler velinimetlerini çok iyi tanımaktaydılar. Daha görür görmez üzerine koşuyor ve bir daha da yanından ayrılmıyorlardı.
  Bugün hava ağaçların altında bile çok sıcaktı. Salih gerinerek etrafına baktı. Spor alanında yaşlıca bir adam vardı sadece. Sarı plastik bir aparata oturmuş iki koluyla demir çubuğu aşağıya doğru çekiyordu. Beyaz kısa saçlı, kocaman göbekli bir adamdı. İki defa çekiyor, uzun uzun etrafı seyrettikten sonra iki defa daha çekiyordu. Sıcaktan hiç idman yapacak hali yoktu besbelli. 
  Salih’in canı içecek bir şey çekmişti. Sol arkasında duran büfeye gitmeyi düşünürken yerinde çakılıverdi. Tam karşısından Ayla geliyordu. Üzerinde sarı kısa bir etek ve uçuk yeşil bir tişört vardı. Ayakkabıları dünkü gibi beyazdı. Ayakları çorapsızdı. Çok güzeldi. Yüzü gülüyordu. 
  “Merhaba, çok sıcak di mi?”
  “Ama sen..?”
  Kız yanına oturdu. Bu defa kolu değecek kadar yakındı. Parlak kumral saçları yine yeşil sabun kokuyordu. “Beni beklemiyordun değil mi? Ben de öyle. İçimden bir hisle buraya gelince... Baktım ki, ordasın. 499 puan  tutturdun demek?”
  “Hayır. 446’da kaldım. Annem babam çok üzüldüler.”
  “O halde...”
  “Sana açılan hat hâlâ açık.”
  “Sevinmedin mi beni gördüğüne?”
  Salih sevinmişti kızı gördüğüne gerçekten. Başıyla olumladı. Dünden beri aklını yırtacak gibi geren soruyu sorma zamanı gelmişti.
  “Sen nasıl öldün Ayla?”
  “Araba kazasında. İstanbul’dan babamın arabasıyla Bursa’ya gidiyorduk. Babam hatalı bir şekilde öndeki arabayı solladı. Sonra her şey olup bitiverdi. Bir hafta önce sabah on civarı falandı. Benden iki yaş küçük kız kardeşim ve annem de benim gibi olay anında öldü. Onları kazadan sonra bir daha hiç görmedim. Kimbilir ne yapıyorlardır şimdi. Babam sağ. Gitmem hiç yanına. Küsüm ona. ”
  Salih’in dedesi kendi yaptığı radyolarla övünürdü. Osilatör, alıcı, verici, frekans, iyonosfer kelimelerini bebekliğinden beri duyardı. Hipnozun beynine yaptığı şeyin 499 FM gibi bir şey olduğunu sanmıştı önce. Frekans değişince etki kendini iptal edecekti. Şimdi beyninin sonsuza dek kanal 499’a kurulduğunu anlıyordu.
  Kız düşüncelerini okumuştu sanki. “Aynı okula gidicez.” Dedi. “Aynı sıralarda oturucaz. Beraber ders çalışıcaz, gezicez, tozucaz. Beraber büyücez kısacası.”
  Salih tevekkülle başını salladı. Kız sağ eliyle delikanlının hemen yakınındaki sol elini tuttu. Serin ve nemli yüzeyler. Canlı birine ait ten algısı Salih’i sarstı yeniden.
  “Bu gece istersen sana taşınırım. Bir bavulla. Çok eşyam yok zaten.”
  Salih elinde olmadan sırıttı. “Tamam.” Annesi ilk hipnoz seansından çıktığında ‘Artık yeni hayatın başlıyor.’ Demişti. Kadın haklı çıkmıştı. Daha 14,5 yaşındaydı. Bu geceden itibaren çok hoşuna giden bir kızla birlikte yaşamaya başlayacaktı. İşin en güzel tarafı bunun için izin almasına gerek yoktu. Özel dersler ve kurslarla aylarca bunaldıktan sonra yeterli puan tutturamayan SBSzedeler arasındaki en şanslı kimse oydu mutlaka. Teselli mükafatı muhteşemdi.
  Salih ani bir kararla ayağa kalktı. Kızın elini bırakmadığı için o da doğrulmuştu. “Şimdi gidelim bize. Önce senin bavulunu alırız.” Dedi.
  Kız mutlulukla gülümsedi ve elini sıktı. “Bavulum hemen şuracıkta. Kapıdan çıkınca telefon kulübesi var ya. Onun arkasına koydum.” 
  Parkın evlerine yakın olan giriş kapısından çıkarlarken parka ait olan kulağı işaretli iri beyaz köpek Ayla’ya bakıp dostça kıykıyladı. Salih bir ay öncesine kadar böyle bir yeni hayatı hayal bile edemezdim diye düşünmekteydi. Karnındaki kelebekleri hissetmeye başlamıştı.

                                                                            Amsterdam Eylül 2010

                                -------------------------


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder