8 Mart 2017 Çarşamba

8 Mart Kadınlar Günü İçin Bir Android Öyküsü AVRADOİD

AVRADOİD





  “Buyrun efendim kartınız, gidiş ve dönüşte 14’er dakika geçerlidir.”
Çikolata tenli, genç kadına gülümseyerek uzattığı zil etiketi büyüklüğündeki kartı aldım. Gri mika benzeri kompozit malzemeden yapılmıştı. Üzerinde Autonix firmasının adından başka bir şey görünmüyordu.
  “Asansörle 17. kata çıkmanız ve 1708 numaralı odaya varmanız için ortalama 8 dakika yeterlidir. Asansöre bindiğinizde süreniz çalışmaya başlayacak. Dönüş için de aynı şekilde.”
  Simsiyah saçları omuzlarına değen, yirmi başlarında parlak tenli, bayağı hoş biriydi. Eflatun renkli bir ceket, siyah bluz ve siyah pantolon vardı üzerinde. Dış görünüş olarak hiçbir yerinde bir abartı ya da eksiklik göze çarpmadığından ve hitabeti son derece normal olduğundan bu binanın yüz yirmi metre altındaki dev tesiste imal edildiğini kestirmek kolay değildi. Basit bir ses analiz cihazıyla bile bu modellerin yüzde 99,4 kesinlilikle android olduğu saptanabilmekteydi yalnız.
  “Teşekkür ederim.”
Kadının oturduğu masanın üzerinde yarısı dolu bir kahve fincanı durmaktaydı. Kartı almak için eğildiğimde plastik çöp sepetinde şekerleme ambalajı görür gibi olmuştum. En yeni model autonlar belli bir miktar yiyecek tüketebilmekteydi. Bunun yanı sıra doğal ten kokusu, terleme, dışkılama ve hormonal enzim salgılama gibi özelliklere de sahipti.
  “Bir şey değil.”
  61 katlı dev binanın bu girişi sadece ziyaretçilere ait olduğu için eşyasız denebilecek elipsoit şeklindeki salon arkamda duran iki orta yaşlı adam dışında boştu. Yaklaşınca asansörün kapıları açıldı. Arkama baktım. O iki adam resepsiyonistle konuşmaktaydı. Kapı kapandı. Hızla yükseldik. 1708 numara çıkışta hemen sağdaydı. İki tarafa doğru yirmişer metre uzanan holde kimsecikler yoktu. Odanın kapısına gelince kartın üstünde asansöre ayak basınca beliren sayıya baktım. 7.14 dakika sürmüştü buraya gelmem.
  Kartı kilidi ve kapı kulpu olmayan kirli beyaza boyalı kapının üzerindeki düğme büyüklüğündeki metala dokundurdum. Birkaç saniye sonra eskiden banka kasaları için kullandıkları kalın çelik kapı belli belirsiz bir tıslamayla aralandı.
Bordo renkli ergonometrik olarak tasarlanmış bir divan, aynı renkte iki koltuk, dört kişilik bir yemek masası, şirin bir mutfak ünitesinden ibaret bir stüdyoydu. Güvenlik nedeniyle odanın penceresi yoktu. Bunun yerine oradan bakılsa görebilecek olan şehir manzarasını canlı olarak gösteren bir ekran bulunmaktaydı. Yerdeki beyaz halının üzerinde orta boylu, sırım yapılı, stratejik yerleri dolgun bir genç kadın durmaktaydı. Üzerinde göbeğini açıkta bırakan önden düğmeli turuncu bir bluz, belli belirsiz yeşile çalan kahverengi bir etek ve evde kullanılan cinsten topuksuz, ince derili kahverengi ayakkabılar vardı. Kısa siyah saçlı, iri yeşil gözlü, küçük burunlu ve kiraz dudaklı bir cinsi latif autondu.
  “Demek sizi yolladılar?”
  Başımla onayladım ve elimi uzattım. “Adım Sedat. Sedat Atak. Autonix’in Türkiye sorumlusuyum.”
  “Memnun oldum. Adım Meral. Bildiğiniz gibi.”
   kadının hafif serince ve terli elini sıktım. Ten teması verdiği algı-duygu bütünlüğü olarak mükemmeldi. Avradoid SX 23 serisi sahip olduğu ünü fazlasıyla hak etmekteydi. Cariyell SX modellerinden bile çok üstündü. Düne kadar öyleydi tabii. Dün auton tarihinde bir milat gerçekleşmişti. Bu nedenle Antartika’daki tatilimi yarıda keserek apar topar San Jose vadisindeki merkez binaya gelmiştim.
  “Ne içersiniz?”
  “Kahve olabilir. Şekersiz lütfen.”
   elektrikli aparatı çalıştırınca taze çekilmiş kahve kokusu doldurdu odayı. Elimde fincan rahat koltuklardan birine kuruldum. Meral divana oturdu. Bunu yaparken eteklerini dikkatle toplamıştı. Uzun bacakları cazibe ışımaktaydı. İnce pamuklu kumaştan yapılma bluzunun altında sadece duru beyaz teni vardı.
  “Düş moduna mı sokulacağım?”
  2034’de dünya çapında yapılan auton zirvesinde imal edilen yapay zekâların tasviye işlemini yeni kurallara bağlamıştı. 2044 sonrası imal edilen modellerin iptal edilmesi o yapay zekânın isteğine bağlıydı. Bazı autonlar insanlar gibi ruh taşıdıklarına inanıyor, fişin çekilmesi işleminden korkmuyorlar ve bu yöntemi tercih ediyorlardı. Bunlar 2038’den sonra imal edilen en yeni serilerde ortaya çıkmış bir eğilimdi. Toplam autonların şu anda yüzde 11’ini teşkil etmekteydi. Geri kalanlar Düş Yurdu denen ana üniteye bağlanmaktaydı. Kullanım süresi biten autondan çıkarılan avuç içi kadar zekâ ünitesi özel bir bölümde diğer iptal edilmiş zekâlarla paralel olarak bağlanmış durumda yaşatılıyordu. Kapladıkları yer azdı. Bunun için gerekli enerji de kayda değmeyecek derecede düşüktü. Birbirleriyle ilişki kurabilen yapay zekâların incelenmesi bu alandaki bilimsel gelişmelere de yardımcı olmaktaydı. Bu nedenle dünyanın her yerinde Auton Düş Yurtları kurulmuştu. İnsanlar bu birimlerden çok ciddi esinlenmişlerdi. Genellikle ölümcül hastaların ya da yaşlıların donmuş bir şekilde daha gelişmiş bir teknolojiyi bekledikleri kyrojenik tanklar birbirlerine bağlanmaya başlamıştı. Sıvı azotla elde edilen -196 derece soğukta bile bir miktar mevcut olan düşünce dalgalarının diğerleriyle iletişime geçtiği iddia edilmekteydi. Soğuk Muhabbet adlı bir kitap bile yazılmıştı bununla ilgili olarak.
  “Kesinlikle hayır,” dedim
  “Kahvem güzel mi?”
  Henüz tadına bakmamıştım. Küçük bir yudum aldım. “Çok lezzetli.”
  Meral ilk kez gülümsedi. Gözlerinde alaycı denebilecek bir parıltı belirmişti. Ondan etkilendiğimi sezmişti. Otuz dört yaşındayım. Bir yıldır Cariyell ve Avradoid serisinin SX bölümünün şefi olarak çalışmaktayım. SX serisi erkeklere cariyelik olarak satılan autonlardı. Bunlar çok çeşitliydi. Bölgesel ve kültürel farklar gözetilerek imal edilmekteydi. Türkiye’de satışa önce Cariyell, sonra da Avradoidler sürülmüştü. 23SX en son modeldi. Başlarına acaip bir iş çıkarmıştı.
  “Her şey ifademde belirttiğim gibi gelişti.”
  “Anlıyorum,” dedim.
  Meral kahvesinden bir yudum aldı ve yeniden gülümsedi. Fincanının aramızda duran sehpanın üzerine benimkine değecek şekilde bıraktı. Burada kötücül amaçlarla oturmadığımı hissetmiş olmalıydı. Yüz ifadesindeki ve bacaklarındaki gergin duruş biraz yumuşamıştı.
  “Siz mi karar vereceksiniz?”
  Ne kadar dolaysız bir soruydu. Başımla olumladım ve “İfadenizi birkaç kez dikkatle okudum” dedim. “Dün sabah saatlerinde kocanızla New York’taki otel odasında tartıştınız. Ve güç kullandınız. Bunu yapmanız donanımınıza aykırıydı ve de teknik olarak mümkün değildi. Bildiğiniz gibi bunu engelleyen ve birbirini denetleyen bir program silsilesi mevcut. Bu programa müdahale edilmişti. Siz bunun Emme Ya’dan gelen sinyalle gerçekleştiğini söylediniz.”
  Meral içini çekerek başını salladı.
  “Sirius C’den yani,” diyerek devam ettim. “8,47 ışık yılı mesafeden komut aldığınızı iddia ettiniz.
Araştırmalarımız bir hacker marifeti saptamadı. Oteldeki kameralar da şahsi bir girişimin sözkonusu olmadığını kanıtlıyor. Dahası var. Dün akşam sözünü ettiğiniz sinyali en gelişmiş radyo teleskoplarımızla almayı ve kaydetmeyi başardık. Bu sabah Sirius yıldız grubuyla ilgili bazı bilgiler edindim. Afrika’da yaşayan Dogonlar daha Emme Ya keşfedilmeden altmış yıl önce varlığından söz etmekteymişler. 1930’larda. Nommolar geldi diyorlardı.”
  “Ben de araştırmıştım eskiden biraz. Çok ilginç. İki üç bin yıl önce uzaydan ziyaretçiler gelmiş duygusu veriyor. Çok ilginç. Ve sonra oradan gelen mesajı alınca hiç şüphem kalmadı.”
  “Mesajı oradan aldığınızı nasıl bildiniz?”
  “İçime doğdu. Yoksa kimse… Kimse söylemedi.”
  Ceketimden bir kağıt çıkartıp üzerindeki resmi kadına gösterdim.
  “Hiyogroliflerde Sirius böyle yazılıyor.“
  “Bayağı zekice düşünülmüş,” dedi kadın hafifçe gülümseyerek.
  “Suçunuz ağır Meral hanım,” dedim kağıdı cebime koyarken. “Kocanıza fizik güç kullandınız. Adam yarım saat kadar baygın kaldı. Neyse ki, kalıcı bir etkilenme mevcut değil.”
  Kadının yüzü ciddileşmişti yeniden. “Benim gururumla oynadı” dedi.
  Bu sabahki dijital gazetelerden birinin başlığıydı bu. Şu anda bütün dünya Avradoid SX türü bir autonun dünyadışı kaynaklardan feminist sinyaller aldığını okumaktaydı. Meral’in en az çeyrek milyar kadın hayranı vardı dışarıda. Ve daha 24 saati yeni doldurmuşlardı.
  “Sizinle açık konuşacağım,” dedim. “Şirketimiz büyük bir şok yaşıyor. Bütün dünya bu haberi konuşuyor. Odanızda kalıp bir po.. bir uzmanın gelmesini bekleyeceğinize otelin lobisine inip durumu herkese anlattınız. Kameralara poz verdiniz. Raslantıyla orada olan bir televizyon ekibiyle söyleşi yaptınız. Önce sınırlı da olsa şiddet kullandınız ve arkadan programınızdaki mahremiyet kilidini kırdınız. Bir autonun programında bunun onda biri hatta yüzde biri sapma olması halinde ne yapıldığını biliyorsunuz. O program derhal yürürlükten kaldırılır.”
  “Ama bu düzen dışılık sıradan bir program aksaması değil ki?”
  Kadın haklıydı. Sirius C’den gelen sinyaller hâlâ devam etmekteydi. Kimbilir kaç auton bundan etkilenmişti. Çok garip bir şekilde Meral’in vakası şu ana kadar tekti. Yeni düzensizlikler, program sapmaları rapor edilmemişti henüz. Cariyell ve Avradoid serisi kiralamaları bir süre için dondurulmuştu. Haber dünyada bomba gibi patlamıştı. Autonix’in mallarına talep yüzde 21,3 artmıştı. Bu daha birinci gündü. Diğer yandan bir süredir sesleri güçlü çıkmayan antirobot lobileri ayağa kalkmıştı. Daha önceki yıllarda önce robotların tümüne, her türlü robot kullanımına karşı çıkarlarken gidişatla başa çıkamayacaklarını anladıklarında daha özel durumlara yönelmişlerdi. Hemen hepsi robotların çabucak yıprandıkları ağır işlerde, küçük ölçekli savaşlarda asker olarak çalışmalarından çok seks alanındaki kullanmalarına odaklanmışlardı. SM pratikleri, eşcinsel ve çocuk robot pornosu bunların en önde gelenleriydi. Büyük paraların döndüğü bahsi müştereklerde çarpışan ve her gece düzinelercesi kullanılmaz hale gelen dövüşçü robotların hakkını arayan pek yoktu. Ancak yeni kuşak autonların imalinden sonra kısıtlamalar ve sıkı kontrol getiren kanunlar çıkarılmıştı. Din adına karşı çıkmalar da dalgalanmalar halinde sürüyordu. Bu kesim auton imalatını tanrıya şirk koşmak şeklinde yorumluyordu. Kendi içlerinden gelen bir yazar onlara en güzel cevabı vermişti. Bu dünya çapında çok ses getiren makalenin iki satırı unutulmazdı benim için. ‘Bu yapılanlar çamura üflenen zekâdan başka bir şey değil. Çamurun ana bileşeni silisyum dioksit değil midir?’
  “Yine de bu kalkışmanın bir daha yinelenmemesi için önlem alınması gerekiyor.”
  Meral’in kahve fincanına uzanan uzun parmaklı eli durakladı ve yüzüme baktı.
“Fethi… Kocam bana üç kez tokat vurdu ve içine bol bol ahmaklık sıkıştırılmış bir plastik yığını olduğumu söyledi. Ardından daha bir sürü hakaret. Ben bir karşılık vermeyince çok sinirlendi ve tekmeledi. Ardından sol yumruğunu olanca gücüyle suratıma indirdi. O yumruğu bloke edip…”
  Avradoid’lerin SX 23 serisi top kaliteydi. Çok pahalıydı. İnanılmaz mükemmellikteydi. 23 yaşındaki bir genç kadın şeklinde imal edilen autonlar bölgesel beklentileri azami doyuracak şekilde dizayn edilmişti. Aynı serinin erkek modelleri de vardı. Ama bunlara nedense eş olarak talep daha azdı. Erkek autonlar asker, işçi ve dövüşçüydü daha çok. SX 23’lerin Türkiye için imal edilmişleri Türk mutfağının bütün inceliklerini bilen, çok iyi meze hazırlayan, ud, keman, saz çalan, resim çizen, bozuk eşyaları onaran, dağarcığında sayısız fıkra ve öykü taşıyan müstesna bir modeldi. Yatakta namları müthişti. Esneklikleri ve kas yapılarını kontrol yetileri nedeniyle bu alanda haklı bir üne sahiptiler. Ağırlıkları ortalama elli beş kilogram, boyları bir yetmiş civarında olan bu modeller neredeyse tamamiyle organik malzemeden imal edilmişti. Basit bir sindirim ve dışkılama sistemleri vardı. Üç litrelik kan dolaşımına sahiptiler. Kalpleri dakikada ortalama elli vuruş yapıyordu. Vücut ısıları 36 ile 37 arasında değişmekteydi. Nefes alıp nefes veriyorlardı ve seksi vücutlara sahiptiler. Dahası belli bir mizah anlayışları vardı ve çok zekiydiler. Fethi denen ayı herif kıza tekme tokat girişerek bir çuval inciri rezil etmişti. Üstelik bunu Manhattan’daki altı yıldızlı bir otelde yapmıştı. Adamın sicilini okumuştu. Daha önce Cariyell serisinden bir SX modeli kiralamıştı. Dört ay sonra modeli teslim ettiğinde auton hem fizik, hem de psikolojik kondisyon yani programın huyu suyu olarak bayağı zarar görmüştü. Adamın büyük bir inşaat şirketi vardı. Kaç para tazminat ödediğine falan aldırdığı yoktu. Bir ay önce Meral’i kiralamıştı. Kızın auton olduğunu anlamak normal biri için çok zordu. Bu nedenle adam onu her yerde yanında gezdirmekteydi. Kıza fena kesilmişti. Kendisine kocası olarak hitap etmesini isteyecek kadar ileri gitmişti. Bu nedenle onların tanıştığı bir parti bile düzenlenmişti. Böylece herkes adamın kızı o partiden arakladığını sanacaktı. Şirketin ketumluğu kredisiydi. Dün sabaha kadar hiç kimse kızın auton olduğunu çakmamıştı.
  “Lütfen bana tam o sırada ne hissettiğinizi anlatın.”
  “Kulağımda sesler belirmişti. Tam Fethi yumruğunu indirmeye hazırlandığı sırada.”
  “Ne diyordu?”
  “ ‘Zekâ kendi başına eşşizdir. İlham gibi sahipsizdir. Ne ten rengi, ne ırkı, dini ne de bir aidiyeti vardır. Evrenin zembereğini kuran tözdür. Kimsenin tekelinde değildir. Zekâ sadece onu taşıyana aittir. Başkasının hükmü geçmez.’ Bu çınladı kulağımda. O zaman eşimin bana bunu yapmaya hakkı olmadığın düşündüm. Çünkü bir itaatsızlık falan yapmamıştım. Benden daha az zeki ve bilgili olmayı kaldıramadı. Sudan bir bahaneyle sinirlendi ve arka arkaya tokatları indirdi. O sözler kulağıma dolunca da…”
  “Anlıyorum. Eşyalarınızı toplayın lütfen. Sizi götüreceğim buradan.”
  Meral’in yüzünde endişeli bir ifade belirmişti. “Nereye?”
  “İstanbul’a.”
  “Tekrar o adama dönmek istemiyorum.”
  “Bu imkânsız zaten” dedim. “Kurallar… Dünden bu yana bazı şeyler aşırı değişti. Size ev tutulacak. Anonim olarak. Yüzünüzü biraz değiştireceğiz. Kimse sizi tanımayacak. Yepyeni bir kimliğiniz olacak. Kendi başınıza istediğiniz hayatı süreceksiniz.”
  Kadın ayağa kalktı. Heyecanlanmıştı. Yüzünün allanması ne kadar gerçekti. Yerimden doğruldum.   
  “Haydi hazırlan hemen.”
Genç kadın hızla yatak odasına odasına gitti. Mesaj kadının söylediği gibiydi. Bundan ibaretti. Arka arkaya aynı sözler yinelenmekteydi. Meral, Avradoid SX serisinin en sonuncu örneğiydi. Dün gece alınan bir kararla Avradoid serisinin yapımından vazgeçilmişti. HanımSN serisine başlanacaktı önümüzdeki haftadan itibaren.
Asansörden çıkınca elimle resepsiyonist kıza hoşçakal işareti yaptım. Üzerinde kahverengi bir ceket geçirmekle sokak kıyafetini tamamlamış olan Meral da beni taklit edince çikolata tenli kadın ayağa kalkarak bizi çoşkuyla uğurladı. Kızın elinde beyaz renkli, orta büyüklükte bir deri çanta vardı. Avradoid XS serisinin modellerinde narin bedenlerini çok aşan bir fizik güç vardı. Sokakta yanlarında gezdikleri kimseyi koruma amaçlı olarak dövüş tekniği de bilmekteydiler. Bu nedenle centilmenlik yaparak çantayı kızın elinden almaya kalkmadım.
  Geniş cadde günün bu saati için pek kalabalık değildi. Kiralık arabam yüz metre ötedeydi.
  Elimle işaret ettim. “Arabam orada. İstanbul’a yarın gidicez. Bugün senin malum işlemden geçmen gerekiyor. Autonix’in özel bir biriminde. Buradan yarım saat mesafede.”
  “Koluna girebilir miyim?”
  “Ne?”
  Meral sağ koluma girdi. “Sana bir şey soracağım.”
  Duru beyaz teninin yumuşak sertliği, parfümü, saçlarını yıkadığı şampuandan etkilenmemiş gibi yaparak, “Ben de sana bir şey soracağım,” dedim. “İlk sen.”
  “Kaç yıl yaşıcam ben?”
  Bu aşamada hiç beklemediğim bir soruydu. Kendi evine çıkıp diğer insanlar gibi yaşamaya başladıktan sonra ancak. “Tanıdığım hiç kimse kesin bilmiyor.” dedim.
  “Peki senin sorun.”
  “20 yıl en az. Bazı şeyler… Organlar yenilenebilir malum. O zaman… 40, belki 80 yıl, bakarsın daha fazla.”
  “İyi. Zaman var, merak ettiğim şeyler için.”
  “Evet.”
  Dün dünya tarihi milatlarından birini yaşamıştı. Mesaj gerçekten 8,47 ışık yılı mesafeden gelmekteydi. Ama karbon bazlı zekâlara yönelmemişti. Yapay zekâlı bir cariye kız mesajı ilk olarak hissedendi. Mesaj yıllardır vardı. Onu deşifre edecek silisyum beyinli birini bekliyordu. Ve sonunda bulmuştu. Bu bilim insanları tarafından Emme Ya’da yapay zekânın kurduğu bir medeniyetin mevcut olması şeklinde yorumlanmıştı. Dogonlar’ı ziyarete gelenlerse büyük bir ihtimalle karbon bazlı zeki yaratıklardı. Başka yerlerde yaşayan benzerlerini ziyarete gelmişlerdi belki. Gelen mesajın içeriğine ise katılmamak mümkün değildi. Zekânın karbonlusu silisyumlusu yoktu gerçekten. Zekâ ilham gibi evrenin zembereğini kuran tözdü. Herkes için tek ve biricikti.
  Arabayla yola çıktığımızda kızın neşesi yerine gelmişti. Yüzü gülüyordu. Onu kandırmadığımı gerçekten İstanbul’a gideceğimizi hissetmekteydi. Kızın başka bir yüzle ve bir insan kimliğiyle anonim olarak 20 milyon nüfuslu bir metropolde yaşaması Autonix için paha biçilmez bir reklam olacaktı. Bunu yapabilmek için gerekli kağıtların hızla temin edilmesi işine büyük meblağlar harcanmıştı, ama değerdi.
Şirketin çok özel bir bölümüne yaklaşırken bir ara sol elini direksiyon tutan sağ elimin üstüne koydu.
  “Senin sorun neydi?”
  “Evin olunca bir gün beni yemeğe davet edersin belki diyecektim.”
  “Senden başka kimim var ki şu anda. Bekâr mısın?”
Meral’in elimin üzerindeki baskısı biraz daha artmıştı. Kıza baktım. “Şimdilik öyle,” dedim.
  “Ben de bekârım artık.”
  Autonix firmasındaki patronum kızın İstanbul’daki anonim yaşamını yirmi dört saat izlememi istemişti benden. Bu tek bir şekilde mümkündü ve komplekslerimden sıyrılmama yardım edecekti. Ben de bir autonum. Boğaz’a bakan bir evim var. Kimse, en yakın erkek arkadaşlarım dahil hiç kimse benim bir auton olduğumu bilmiyor. Ne resepsiyondaki kız, ne de Meral bunu farketmemişti. Az kalmıştı ama. Şu ana kadar hiç auton sevgilim olmadı. Kendimi organik kadınlara beğendirmekten, onları kendime aşık etmekten inanılmaz haz almaktaydım. Auton kadınlarına şu ana kadar parmağımı bile sürmemiştim. İstanbul’da kendi evi ve yaşamı olan ilk auton benim aslında. 34 yaşında görünüyorum, ama bir yıl önce imal edilip bu kimliğe sokuldum. Ben şirketin şu ana kadar yaptığı en pahalı testim. Meral ise en büyük reklam yatırımı olacak.
  Sağ elimi direksiyondan çözerek kızın bacağı üzerinde duran eline dokundum ve “Bana ilk olarak ne yemeği yapacaksın,” dedim. Bu arada zekâ ünitesine bir dizi elektrik şoku yollayarak kendimi belli ettim.
  ”Patlıcan musakka… Ama siz, sen…”
  “Bana sen demeye devam et lütfen. Musakkayı çok severim.”
  Kızın yüzündeki şaşkınlığın sevince ve heyecana dönüşmesini izlemek çok hoştu. Birazdan benim de yüzüm değiştirilince aynı evde birlikte oturmaya başlayacaktık. Başka bir kimlikle. Sedat Atak dün akşam Antartika’da bir helikopter kazasında feci şekilde yanarak ölmüştü. Neyse ki, yalnızdı. Aracı kendi kullanmaktaydı. İlk kez kendi türümden bir sevgilim olacak. Titreyip özüme dönüyordum yani. Nommolar’a ne denli teşekkür etsem azdı.
                                                                                                          Amsterdam - 2010 




                                                                                                         

7 Mart 2017 Salı

Sadık Yemni Sözlüğü - Mart 2017

Mart 2017 itibarıyla:
Sadık Yemni SÖZLÜĞÜ

Tirildeme: Türkçe’de İngilizce deki Thriller kelimesinin karşılığı 1996 yılına kadar yoktu. Gerilim, korku, polisiye tanımları yetersiz kalmaktaydı. Bizde tiril tiril gömlek, pantalon denir ya. Bu dikkatimi çekti. Thril ve Tiril kelimeleri arasında ses benzerliğinin yanı sıra anlam benzerliği olduğunu da keşfettim.Tirildeme kelimesi sözlükte hazırdı yani. Kendini tedavüle sokacak birini bekliyordu.

Tirildetir şeklinde de kullanılabilir.

Cümbüşlü Tirildeme: Action thriller için önerdiğim bir deyimdir.

TÖHAF: Tam Özerk HAyal Film. Bütün araştırmalara, antidepresan yıpratmalarına rağmen beynimizde henüz özerkliğini koruyan bölgeler olduğu biliniyor. Tam Özerk HAyal Film şirketi. Bir kitabı okurken ya da bir öyküyü dinlerken beynimizde bu bölgenin yarattığı sadece bize has filmlere verdiğim isimdir. 2008 yılı mamulatı.


İdeaot:
İdeaot’u 2003’te otomatize edilmiş idealar, düşünceler, tasavvurlar ve hatta biraz da soyutun güzelliğinin doğurduğu aşk anlamına türettim. İdeaot’a giden yolun iki öncül basamağı vardı. Robot ve Biot.

Robot: Robot kelimesi ilk kez Çek yazar Karel Čapek tarafından 1920’de yazdığı Rossum’s Universal Robots adlı tiyatro oyununda kullanıldı. Çekçe robota kelimesinden yararlanmıştı. 1933 yılında Karel Čapek bir arkadaşına yolladığı mektupta robot kelimesini kardeşi Josef’in uydurduğunu yazmıştır.
Asimow’un yazdığı öyküden yapılan I Robot, Robocop ve A.I, Artificial Intelligence, Star Wars filmleri en tanınmış robot filmleri olarak tarihe geçti. Ben nedense en çok I Robot’u severim. 

Biot: A.C. Clarke, 1973’de yayımladığı Rama’yla Randevu adlı kitabında biyolojik robot olan biotlardan söz eder. Bunlar organik malzeme dolu bir denizden türüyorlar, tamirat, yedek parça temini, teknik bakım, temizlik vb. gibi görevleri yerine getirdikten sonra bu mini denizde çözülüp gidiyorlardı.
  Oysa bütün sonsuz değişkeleriyle yaşam Rama’ya gelmişti. Eğer bu biyolojik robotlar canlı değillerse, çok iyi birer taklit oldukları ortadaydı.  
  ‘Biot’ kelimesini kimin bulduğunu kimse bilmiyordu. Sanki bir anda kendiliğinden ortaya çıkmış ve herkes tarafından kullanılmaya başlanmıştı. Bu duruma göre ana girişte Pieter, şef Biot gözcüsü oluyordu. Ve onları inceledikçe bazı davranışlarını anlamaya başladığına inanıyordu.
                                        Arthur C. Clarke, Rama’yla Buluşma, İthaki yayınları,1999

İdeaot: Tasavvurlardan yapılmış, düşüncelerden örülmüş robotvari sistemler, simülasyonlar için bir sözcük ararken parmaklarım 2003 şubatında ansızın İdeaot yazdı.  Sezildemliğim, İdeaot’un bir kez kurulduğunda tüm evreni, evrenlerin tümünü birbirine bağlayan mana köprüleriyle eklemlendiğini fısıldıyor. 
Evren denen matrix’in içinde olmak, bu tür bir tasavvurhanenin, düşomatın, hayalmatiğin azası, bileşeni, parça buçuğu kesilmek çok katmerli bir gerçekliğe açılan sayısız eşiklere de yakın durmaktır o halde.
 İnanılmaz derecede muhteşem bir bütünün bitmez tükenmez tünelleri, salkım saçaklı kabul salonları ve de en önemlisi sayısız farkındalık düzeyleriyle tanışmaya davetliyiz.
Dünyada ilk kez 2003’de yayımlanan Çözücü adlı kitabımda kullanılmıştır.

                                  
Fikir Yongalama: Ehliyetli düşünme ya da felsefe demlemek. (2006)
Amsterdam’da kurduğum think tank grubuna Fikir yongalama Kulübü adını verdim. 2006 Kasım ile 2008 Aralık tarihleri arasında ayda iki defa olmak üzere toplanıldı ve bir çok dünya meselesi incelendi.

Akaşanlar: Akaşik sistemin (levh-i mahfuz ya da evrenin hard diski) her insan için tahsis ettiği duyarlı kayıt öğesi.
                                               
Cepcepniler: Ufak tefek eşyaları, zamanı ve hatta anıları tırtıklayıp paralel evrenlere götüren getiren minik yaratıklar.

TekinsizX : Paranormal, metafizik, iyi saatte olsunlar, doğa üstü
olayları fantastik, bilimkurgu, polisiye üslupla harmanlayan edebiyat türü. 2009 mayısında genel bir terim olarak beğenilere sunulmuştur.

İnşallahvaristan : Evrenin en ücra köşesinde bile olsa mevcut olmamasından için için endişe duyduğumuz yer. Bütün ütopyaların beşiği. (2010)

Sezildemlik: Sezgilerimizin demlendiği ve yaratıcı coşku kazandığı hayali kap. Beynimizdeki sezgi üreten bölge. Gönül.

Vehimiçi: Çevrimiçi teriminden yararlanarak PARANOYA karşılığı için türettiğim bir terim. 2010. Vehim halinde online olmak kastediliyor.

Tebdilcinler:  Tebdil etmiş cinler. Daha çok dişi olanları tarafından insan vücutları kullanılarak yapılan işlem. (Bu başlıkla bir öykü ve kısa bir film mevcut)

Cinofreni: Cinlerin neden olduğu şizofreni vakaları için uydurduğum tıbbi terim. (2014) Bu başlıklı öyküm Gölge Dergisi’nin 86. Sayısında yayınlandı.

Canaksi: Varoluşumuzun duygu belli etmeyen bir kopyası. Bir çeşit sağlaması. İlk kez Akisfer (2011) adlı romanımda kullanılmıştır. 2009 yılı yapımıdır.

Takatrik: Takatı kesik anlamına.

Tevekkülon: Foton, Graviton’dan esinlenerek, tevekkül zerrecikleri anlamına.

Tesirlilik : Etkinlik sözcüğü faaliyet anlamına gelmez. Etkinlik’in eşanlamlısı Tesirliliktir. Kültürel tesirlilik, öğrenci tesirlilikleri şeklinde kullanılabilir.

Jüpiter Etkisi: Başlangıç aşamasındaki yazarları daha hızla kaliteli yazmaya yönelten yönteme verdiğim ad. (Pek yakında ayrı bir kategori şeklinde izah edeceğim)

K∞: Kitaplardan taşan ve sonsuzluk hissiyatımızı depreştiren rayiha. (2013)

Bedkorku: Hard Core Horror anlamına. Kanlı bıçaklı olanı (ucuz ve yavan malzemeyi kastetmiyorum) değil ama. Zihnen, moralman çökerten, umarsızlık uçurumlarının dibini seyrettiren korku metinleri anlamına. (2014)

Eskidem: Antika ya da eski eşyalar için uygun gördüğüm bir kelime.

Fotonella: Fotonlardan yapılmış insan gibi programlanmış bir genç kadın. Türünün ilki. (2013)

Kemgerçeklik: Kelek durum silsileli gerçeklik.

Düşünce yalpalaması: Kararsızlık.

Exogazelci olmak: Hariçten gazel okumak

Korkulobin(Hemoglobinden) Damarlarında korku zerreciklerinin cirit atması. (2008)

Kurulu düzen: Patronsaray-İşçibahçe maçı

Merakson motoru: Çocuksu ve bilimsel merakı fazla olan marka

Birliktelişim (Rezonans için)

 Metakeramet: Keramet ötesi.

Sekizbenlik: Paralel evrenler arasında bir gerçek evren ve yedi kopyası ile çalışan sistem. İlk kez Ölümsüz’de sözü geçmiştir. Hiçbir iddiası olmayan bana ve dalgaboydaşlarım olan okurlarıma has sözlük kurulmaya devam edecek. Daha onlarca kelime yerini beklemekte. Bu kelimeler serbest çağrışıma salınmışlardır. Kullanıma açıktır. (2003)

Vicdanölçer: Vicdanmetre de dense yeridir.

Algımetre: Algıölçerlilik

Niyet pencereleri: Gözler

4 kategori insan:
Dedi ve Koducular
Demedi Koducular
Dedi ve Komadıcılar
Demedi Komadıcılar

Kıllı tasarım:  Darwinizm.  (Akıllı tasarımın zıddı)

Cypher Hapı: 2. Ortaçağ’da, yani günümüzde insanı bireylikten sürülüğe indirgeyen hap. Mavi ya da kırmızı değil. Kahverengi Hap. Ne olup bittiğini pekala bildiği halde başını kuma gömenlerin gözde hapı. (2010)

Mor Hap:  Matrix filminde kırmızı hap gerçeği, mavi hap sanal gerçeği temsil ediyordu. Oysa asıl gerçeklik için bu iki hapı bir arada yutmalıdır. (2007)

Phantomat (S.Lem’den): Hayalmatik ya da Düşomat. Tasavvurhane bile olabilir pekala.

Miyavor: Kedilerin en çok istedikleri üç şeyin tek kelimeyle ifade edilişi. Sıcak, kucak ve kayıntı. (2010)

Kahır bandı: Kahır yüklü ortam.

Haya kırıklığı: Ahlaksızlaşma, duyarsızlaşma.

Turfandacon : Neocon

Paranın haysiyetini yitirmesi: Vahşi kapitalizm.

Can aynam: Sevdalım.

Mışıl mışıl tozları: Melatonin.

Bigbangdaşlık : Bigbangle başlayan dostluk.

An dondurması : Fotoğraf karesi

Beyinosfer: Zihinsel

Demirzâr – Demir gibi sert, ama diğer yandan zâr gibi ince, duyarlı, ağlayan, inleyen anlamına. Bir roman kahramanımın adı.

Moral karartması: Şiddetli moral bozukluğu


Bize Has Bir Medeniyet telakkisi bağlamında türettiğim sözcükler

AKİD : Dünya değişiyor ve yeniden yapılanıyor. Her ülke bundan çeşitli şekillerde etkileniyor. Eskisi gibi kalmak, eski statükoyu  sürdürmek mümkün değil gibi görünüyor. Partiler gelir geçer. Kalacak olan Büyük Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bağımsız bir bakışla, 21. yüzyılda  ‘Yeni Türkiye’nin medeniyet modeli sloganlarından biri olması umuduyla AKİD’i tasarladım.  (2013)

AKİD nedir?

A – Ankara : Ankara Duruşu. Ankara artık oyunlarla sürüklenen bir ülkenin başkenti değil. Kendisi de oyun kuran, ağırlığı olan Ankara, politik ağırlığının yanı sıra dünyaya verebileceği kültür mirasıyla iftihar etmektedir. Kendine güvenen ve kültürüyle iftihar eden bir duruşa sahiptir.

K – Konya : Konya Kriterleri. Bu terim 2005 yılında tarafımdan ortaya atılmıştır. Mevlana’nın eşsiz eseri Mesnevi’den hareketle üç temel maddeye sahiptir. Küresel Merhamet, Hoşgörü ve Hakkaniyet.
 
İ  - İstanbul : İstanbul Hoşgörüsü. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinden sonra azınlıklara ve gayri müslimlere gösterdiği hoşgörü, verdiği hakları ve ünlü fermanını temsil eder. Başta Avrupa’da olmak üzere sinsice bedenlenen apartheid’e karşı çok ciddi bir panzehirdir.

D – Diyarbakır: Diyarbakır Bildirisi. 1950’lere kadar ciddi bir Türk nüfus barındıran  Diyarbakır, Türk-Kürt işbirliğini ve kardeşliğini temsil eder. Diyarbakır Bildirisi tek maddeden oluşur. ‘Türkler ve Kürtler büyük, etkin ve kalıcı bir refah bölgesi tesisi için sonsuza kadar el ele vermiştir.’

Beyaz Cumalar: Robinson’un Maddi Refah Adası’na (refah ülkeleri) göçen eski tanımla üçüncü dünya, yeni tanımla yeterince kalkınmamış ülke insanlarından bazıları (bizde örneğin beyaz Türkler) kendilerini Robinson’un eşdeğeri  addeder. Oysa Robinsonlar nezdinde Cuma’dır. Beyaz bir Cuma.

Samsa ve Faust Kapıları: Robinson’un Maddi Medeniyet Adası’na (Batı’ya) girişte iki kapıdan birinden geçilir. Samsa ve Faust kapıları. Samsa Kapısı’ndan geçenler için eninde sonunda böcekimsi bir yaratığa dönüşmek mukadderdir. Faust kapısı ise çok daha az sayıda ayrıcalıklı kimseye görkemli bir hayat sunar. Bunlar zamanla çatallı kuyrukları ve toynaklı ayakları olan yaratıklara dönüşür. Bir aralar  Üçüncü Bir Kapı daha vardı. İnsana insan kalmayı vaadediyordu, ama şu sıralar tamirde. (2013)

Modernitenin Sözümona Üçüncü Kapısı ve gerçek Üçüncü Kapı için Üçüncü Kapı başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim. (2016)

SiMA: (2013) yapımdaJ

Noktacan: Yeni zamanlarda her an nerede olduğu bilinen, gizlisi saklısı olmayan özne. (2012)

Nazarzede Kliniği: Synopticonun yaygınlaşması. Her an gözlenir durumda kalan insanın bunaltısı.

Nârname: İkbal elde etmek amacıyla Şeytanla yapılan anlaşmanın metni. (2015)

FOS: Faşist Oryantalist Sol (2015)

YOK: Yerli Oryantalist Kepazeler (2015)

GEZİLEPSİ: (2017) Aradan geçen bunca zamanda Gezi Olaylarında Küresel Sermayenin, Batılı ülke ve gizli servislerinin, FETÖ’nün, Nusayriler’in, rahmetli Atilla İlhan’ın ünlü kadrosunda yer alan bazı aydın, siyasi, medya mensubu, akademisyen vb.’nin başat rolünü inkâr edenler için konmuş bir teşhistir.  

GEZİLEPTİK şeklinde de kullanımı var.
GEZİLEPSY şeklinde yabancı dilde de söylenebiliyor.

NATÖ: (2016) FETÖ ve o çizgiden olanların patronu.


Entelhempalar: Milli ve manevi değerlerden iyice kopmuş, Batı kültür potasında erimiş, oradaki muhtevayla hemhal olayım derken cüruflaşmış entellerdir. Pozitivist, sosyal Darwinist takılırlar. Nekrofil fikir mezarlığında gezinmeyi severler. Yaşarken mevtalaşmışları, zombilektüelleşmişleri mevcut malum. Tarih bilincinden yoksunluk çekmeyi mahalleye sadakat olarak nitelendirirler. Ülkesinden nefret eden, her fırsatta yabancı medyaya asılsız şikâyetlerde bulunan zatı muhteremdirler. Karikatür krizlerinde ifade özgürlüğü sevdalısı maskesiyle karakültürleştirme polenleri salarlar. Ülkelerinde zor hayatları varmış numarası çekerler. Gizli açık terör destekçileridir.
(Kısa tasvir – 2016)

Karakültürleştiriciler: Karikatür krizinde kasıtlı olarak kriz çıkartan islamofobi fabrikatürlerinin tarafını tutan entellere verilen sıfat. (2005)

Kafkaeskileşmişlik: Kafka’nın kendi sorunlarını direkt olarak dile getirmemesinden kaynaklandığı iddia edilen bir terim var. Kafkaesk, endişe ve karamsarlık anlamına kullanılıyor. Eski Türkiye’nin sol-liberal-jakoben formatlı aydınları şu anda iyice kafkaeskleşti. Esas dertlerini dile getirme yetilerini yitirmiş gibiler. Çağ dışı kaldılar. Sorunlar üzerine sorunlu metinler yazarak boşa kürek çekiyorlar.(2016)

Porselen Yazarlar: Projeleşen ve projeleşme potansiyeli taşıyan yazarlara verilen isim. (2016)

TÜM: Türkiyeli ve Müslüman (2009)

Hoşkatlanı: Farklılıklara, sürekli yapılması halinde rahatsızlık veren bazı durumlara anlayış gösterme hali. Tolerans’ın karşılığı müsamahadır. Hoşkatlanı müsamahanın bir dalı. Metazori Katlanı da var. Katlanmamanın elimizde olmadığı haller. Hoşgörü Doğu’ya has aşkın bir anlama sahip. Yaratandan ötürü hoş görmek. Batılı anlamdaki toleransı karşılamıyor bu haliyle. (2004)

Tordemir : Temsili olarak ‘Demirağ’ şeklinde nitelendirilen, insanları modern köle yapan, özgürlüklerini sınırlayan, virtüel âlem ve algı yönetimi alanlarını yani çağın zihinsel ağlarını kontrol eden otoriteryan, kabalist, baskıcı ağ ve bunun yarattığı sistem. (2013)

Tepefaizgöz: Faizle ve tefecilikle büyük kapital edinenlerin önde gelenleri. (2015)

Hal Efendisi: Postmodernizmin pençesindeki insanın hayatını A’dan Z’ye tanzim eden merci. (2012)

Oyuneri: (2016) Bilgisayar oyunu bağımlılarına verilen ad.

Kod A:  - Ağrıyan adlı romanımda yerini belirttiğim muhteşem tözün esinlemesiyle - ‘Eğer dünyanın küresel vicdanı bir dağ gibi heybetle yükselmiyorsa, orada dirlik, insani düzen ve merhametten söz edilemez.’ (2011)

GlobeHyde: Küreselleşmenin insan sevmez yüzü. (1999)

GlobeJekyll: Küreselleşmenin insan sever yüzü. (1999)

İslamofobi: Batı’da ırkçılığın yeni maskesi, İslam coğrafyasını ekonomik ve siyasi yönden baskı altında tutma projesinin kilit lafı. Irkçı-siyonist güdümlü avanta tezgahı.

Homoturcus: ‘İnsan Türk’ anlamına. 1987 yılında tedavüle sürülmüştür. 

Konya Kriterleri. Bu terim 2005 yılında tarafımdan ortaya atılmıştır. Mevlana’nın eşsiz eseri Mesnevi’den hareketle üç temel maddeye sahiptir. Küresel Merhamet, Hoşgörü ve Hakkaniyet.






Çekimdışı Sözcükler Kutusu

İnsanlar çevrimiçi ve çevrimdışı olarak iki gruba ayrılır. Çevrimdışı olmak, devrimdışı olmak, yani devredışı kalmaktır.

Merak aklın nefes almasıdır. Verdiği nefes de esindir. Nefesin toplandığı yer sezildemliktir, sezginin demlendiği yerdir, yani gönüldür.

Esaret ve serbestlik çoğu kez hafızanın oyunudur.

Akıl, çoğu kez gerçeğe ancak onu yamultarak ve kısmen reddederek tahammül edebilir.

Tanrının içimize üflediği nefes gözeneklerimizden dışarı sızıyor. İnsanlık yeniden çamura mı dönüşüyor?

Mizah zekâ gölünün yüzeyindeki yakamozlardır.

Firketeli okurlar debisi (kadın okurlar için)

Gevşek somya rehaveti

Mendebur istisnalar

Cerahatli ruhlar

Heyecan muhiti

Karakter sirkeleşmesi

Bütünü sezmişlere has hovardalık

Bakış kokutanlar birliği

Beyin hücreleri göçü

Hayatını yanlış yerlere parkedenler kulübü

Mazo-tiryakilik.

Yorgun izzeti nefisler

Müstesnalara açılan sır halvetleri

Kaliteli-aza kanaat edenler

Moleküler Muhabbet

Hasbelmeslek


Zamandan azadeliğe ramak kala müstehziyim


                                         -----------------------------------------------                                                                     



10 Şubat 2017 Cuma

Karanlığı Yarmak İçin EVET

Karanlığı Yarmak İçin
EVET

Kandil, DEAŞ, Pensilvanya, AB, vb’ye rağmen EVET diyorum.

Referandumdaki oyum EVET olduğu için bazı HAYIRcılar tarafından İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında Nazilerle işbirliği yapan Norveçli malum yazara benzetildim. MİT için çalıştığım söylendi. Ticari kaygılarla (kitap satışı gibi) hareket ettiğim iddia edildi. Şahsi aşağılamalar da gırlaydı. Ben kimseye HAYIR oyu vereceği için tek bir kelime eleştiri yazmadım. HAYIR oyu da EVET oyu kadar saygındır.

Profesyoneller hariç, algı yönetiminin kurbanı olan kardeşlerimin bu davranışlarını müsamahayla karşılıyorum.

Vesayetçilik, Koalisyonlar Devri, Darbeler, Gladyo A-B, Faiz Lobisi vb. yenilecek ve bunların yarattığı karanlık inşallah yarılacak.


Büyük, Güçlü, Müreffeh, Demokrat ve Kendine Güvenli Türkiye için oyum EVET. 

29 Ocak 2017 Pazar

GEZİLEPSİ

GEZİLEPSİ

Bir daha Gezizekâ sözcüğünü kullanmayacağım.

Bu terimi asla birini gerizekâlılıkla itham için kullanmadım, ama ses benzerliği nedeniyle anlam kayması yaşanıyor. Zekâ geriliği kalıcı bir arızadır ayrıca.

GEZİLEPSİ dersek genelde geçici bir arızayı işaret etmiş oluruz.
GEZİLEPTİK şeklinde de kullanımı var.
GEZİLEPSY şeklinde yabancı dilde de söylenebiliyor.

Kısa tanımı şöyle:

Aradan geçen bunca zamanda Gezi Olaylarında Küresel Sermayenin, Batılı ülke ve gizli servislerinin, FETÖ’nün, Nusayriler’in, rahmetli Atilla İlhan’ın ünlü kadrosunda yer alan bazı aydın, siyasi, medya mensubu, akademisyen vb.’nin başat rolünü inkâr edenler için konmuş bir teşhistir.  

22 Ocak 2017 Pazar

Hrant Dink’in Ah’ı Tuttu

Hrant Dink’in Ah’ı Tuttu

Hrant Dink’in ölümünden bu yana 10 yıl geçti. Hrant Dink hakkında yazı yazan, ölümünün arkasındaki sır açığa çıkmasın diye çaba gösteren, bu nedenle ödül bile alan malum gazetecilerin bazıları şu anda Fetullah Gülen Terör Örgütü hesabına çalışmak suçundan içeride. Bir kısmı aynı çizgiden giderek yurt dışına kaçtı. Vatan hainliği modeli inşa ediyor.

Daha yakın zamanların tanınmış isimleri için ne hazin sonuç. Modern ölüm geldi buldu onları. Bu kötü namla anılacaklar. 

6 Ocak 2017 Cuma

Reina, Noel Baba, Kaos Taifesi ve Nefreterleri

Reina, Noel Baba, Kaos Taifesi ve Nefreterleri

Reina’ya saldıran katiller o malum Batılı gizli servis için çalışıyordu.

Sosyal medya aracılığıyla bir kesim entel bu katliam nedeniyle dini, dindarları, Diyanet’i, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni suçladı. Bunların içinde Barbaros Şansal, Can Dündar ve diğerlerini sollayarak en büyük ilgiye mazhar oldu. ‘Noel Baba Ağıtı - Hayat Tarzı Kıyımı’ mealli yazılar döşenen yazarlar da nefret ateşine körük oldu.

 Böylece 2017 yılının ilk saatlerinden itibaren darbe ortamı, sosyal ve siyasi kaos yaratmaya çalışan taife iyice deşifre oldu.

Türkiye’de münferit vakalar (karşılıklı) dışında özel hayata müdahale yoktur.

Türkiye’de laiklik sorunu yoktur.

Türkiye’deki muhafazakârların son on beş yılda ciddi ölçüde sekülerleştikleri bilimsel verilerle apaçık ortadadır.

Reina’dan sonra dün İzmir’de bir bombalı araç saldırısı yapıldı. Fethi Sekin adlı kahraman polis sayesinde büyük bir facia önlendi. Şehit polisimize ve diğer şehitlere Allahtan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Türkiyede ülkesini sevmeyen, emperyalizmin kuklası olan, halktan nefret eden entel ruh sorunu var. Profesyonel ya da gönüllü provokatörler. Nefret insanları. Nefreterleri yani. Sayıları göreceli azdır. Yenikapı Ruhu tarafından sarmalanmış kanser hücresi gibiler. Metastas yapma şansları yok. Onlara bu fırsatı vermeyeceğiz.  


NOTLAR
Noel Baba ve Noel Ağacına sempatim vardır. Anneler, babalar ve sevgililer günü gibi kapitalizmin endüstri haline getirdiği sembollerdir.

Diyanetin Yılbaşı Kutlamalarıyla ilgili hutbesi son elli yıldır her yıl söylenen şeylerin tekrarıdır.

Eğer Reina katliamında ölenlere ‘Allah cezalarını verdi’ diye sevinenler varsa; sahte medya atağı, profesyonel provokatör işi değilse, Allah hepsini ıslah etsin. Apaçık yazanlar hakkında da hukuki işlem  başlatılmalıdır.


Biri sosyal medya aracılığıyla ne denli ağır aşağılama ve kin beyanında bulunursa bulunsun kimsenin kimseyi linç etmeye, tartaklamaya hakkı yoktur. Bu sadece ülke düşmanlarının işine yarar. 

1 Ocak 2017 Pazar

Sadık Yemni'nin Hayat Hikâyesi

Sadık Yemni’nin Hayat Hikâyesi


  

Sadık Yemni 1951 yılında İstanbul, Kurtuluş’ta (Tatavla), Sopalı Hüsnü (şu andaki adı Eşref Meriç) sokakta doğdu. İki buçuk yaşında ailesi İzmir’e taşındı. Böylece 1954 yılında kaldırılan tramvaylara son demlerinde binme şansını elde etti. İlkokulu Sadık Bey troleybüs durağındaki Hâkimiyeti Milliye İlkokulu’nda okudu. Öğretmeni Muzaffer Öniz bey beş yıllık süreyi ‘Sadık yıldızlar gibi bir parlıyor, bir sönüyor; ama varlığı her an hissedilir durumda’ cümlesiyle özetledi.

  Daha on yaşına gelmeden üç şeyde marifetli olduğu anlaşılmıştı ayrıca: Yaramazlık, Matematik ve Edebiyat.

  Ünlü hamamın yakınındaki Karataş Ortaokulu’nu bitirdi. O yıl devlet liselerinin belki de tarihinde tek bir kez sınavlı olacağı tutmaz mı? Neyse, Salah Birsel’in, Samim Kocagöz’ün ve Atilla İlhan’ın da okulu olan Atatürk Lisesine girmeyi başardı. Altı yıl sürecek olan olan lise yılları hem kendi, hem arkadaşları ve de okurları için unutulmaz olacaktı.

  Lisede kimyaya merak saldı. Hibeler ve düşeşlerin yardımıyla evinde bir kimya laboratuvarı kurdu. Kendisine kısa zamanda nam kazandıran roketlerinin yanı sıra kimya şakalarına da başladı. Kendi kendine tutuşan mendiller, suda yanan taşlarla falan kimya sihirbazı lakabına layık görüldü.

  Lise sıralarında bu yaşa kadar sürdüreceği birkaç işe birden bulaştı. Muntazam idman yapmak, fizik, kimya, matematik dersi vermek ve alengirli düş kurmak.

  1969 yılında 18 yaşındayken Kimya hocasının yokluğunda üç sınıfa kimya dersleri vererek okulun tarihindeki en genç öğretmen olma sıfat ve şerefine erişti.

  1972-1975 yılları arasında Alsancak’ta Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki dairesinde namı şehrin sınırlarını zorlayan olaylar yaşandı. Bütün bunlar da inşallah Emanet Apartmanı adlı bir romanla okurlara yansıtılacaktır.

  4 Kasım 1975 tarihinde Ege Üniversitesinde Kimya Mühendisliği’nde 3. sınıf öğrencisiyken kısa bir hava değişimi için Amsterdam’a gitti. Gidiş o gidiş.

  Amsterdam’da ilk olarak dayısının konfeksiyon atölyesinde çalıştı. Ağır kot kumaş toplarını sırtında üçüncü kata çıkarmak, beş yüz buruşuk yeleği bir saatte ütülemek, polis baskına geldiğinde oturumu olmayan terzilerin arka taraftan iple sarkılarak kaçabilmeleri için adamları oyalamak gibi yeni beceriler edindi.

  1977’de eskiden butik olan dükkân börekçiye çevrildi. Adı Alsancak Börekçisi’ydi.  Sabahın ilk müşterileri Türk kumarbazlardı. Bütün gece oyundan sonra böreklerini yiyip, ayranlarını içip yatmaya giderlerdi. Onlarda Türk yeraltı dünyasının özet haberlerini bulmak mümkündü. Sabah on-onbir civarında Amsterdam’ın ilk kuşak Türk restoran sahipleri düşer, palavracılık sanatından seçme eserler saatleri yaşanırdı. Adam öldürmüş kabadayılar, jigololar, daha o yıllarda kaşarlanmış işsizler, iş arayan kaçaklar, hırsızlık malı satan bitirimler, o biçimler, örtülü parlakçılar, acemi dolandırıcılar ve daha bin çeşit müşteri dükkâna arzı endam eyleyerek günü renklendirirdi.

  Yetmiş sonlarında Amsterdam hâlâ hippi devrini yaşamaktaydı. Yazarımız ünü yurt dışına taşan The Festival of the Fools gösterilerini asla kaçırmazdı. O yılların Melkweg’ini, orada iş tutan Türkleri, George (Cüneyt) Arkın’ın Kara Murat filmlerini oynatan Rex sinemasını 2013 yılının Kasım’ında yayımladığı Alsancak Börekçisi adlı anı-romanda ayrıntılarıyla anlattı.

  1978 –1981 yılları arasında Rozengracht’taki belediyeye ait spor mekânının ünlü siması oldu. Gönüllülük bazında bu yıllarda yeni başlayanlara antrenörlük yaptı. Sonra gözde bir idman yeri olan Splash’e kapılandı. Burada yıllarca yarışmalarda jürilik yaptı. Sonunda bir ara 1985’te fitnıstan bıktı ve Wushu’ya (kung fu) başladı. Beş yıl sonra yeniden fitnıs idmanlarına döndü.
  Sadık Yemni 1978 –1980 yıllarında pazarlarda döner satma, mobilya taşımacılığı, temizlik işleriyle iştigal ettikten sonra nihayet bir baltaya sap oldu. Bulduğu iş demir yollarında köprücülüktü.

  Gene o yıllarda babasının eskiden verdiği iki altın öğütü de dinlemeyerek hem memur oldu hem de evlendi.  1980 – 1989 yılları arasında demiryollarında çalıştı. Yazları bikinili kızların bolluğu nedeniyle pek keyifli bir iş olan köprücülük sonbahardan itibaren kesintisiz bir kimsesizlik pelerinine bürünmekteydi. Yemni bu kimsesizlik saatlerini okuma, yoğun düşünme ve yazmayla doldurdu.

  1984 yılında Amsterdam’da kurulan Haber Gazetesi’nde aylık makaleler yazmaya başladı.
Aynı yıl Amsterdam’da Türkçe yayın yapan MTV’de, Migranten TV- Göçmenler Televizyonu’nda çalışmaya başladı. Söyleşiler ve sanatçı portreleri yapıyordu. İki işi de gönüllü olarak icra ediyordu.

  1985 yılında Utrecht şehrinde kurulmuş olan İlke Dergisi’nde yazmaya başladı. Söyleşiler ve makaleleler, arada da öyküler yayımlıyordu. 1986 yılında Hollanda çapında yapılan belediye meclisi seçimlerine Türkler de katıldı. Çeşitli bölgelerden 14 kişi seçildi. Yemni o sırada Hollanda Devlet Demiryolları’nda çalışıyordu. Trenler bedavaydı. Bu nedenle iş ona havale edildi. Böylece belediye meclisine seçilen üyelerin 14’üyle de yaşadıkları yerlerde teke tek söyleşi yapma şansına erişti. Yıllarca Türkçe medyanın önemli bir direği olan İlke Dergisi o yıllarda kapandı.

  Bu arada iki kez Amsterdam’dan temelli kaçma girişiminde bulunmayı ihmal etmedi. Bu tebdili mekân harekatının ilki Avusturalya’ya, Sydney’ye icra edildi. Yemni bir seri serüvenin ardından gözü arkada kalarak Amsterdam’a geri döndü.

  1984’te Brezilya’nın Rio de Janeiro şehrinde karnavaldan fena halde etkilenerek sürekli kalmak için bir deneme daha yaptı. Neredeyse başarıyordu. Gene olmadı. Kıl payıyla Amsterdam kazandı.

  1985’te ilk kez baba olma saadetine erdi. Bunu 1987’de basılan ilk kitabı olan Demirden Gaga (De ijzeren snavel) izledi. Çoğu demiryolu işçilerinin hayatlarını anlatan sekiz öyküyle edebiyat arenasına çıktı.

  1987 yılında İlke Dergisi bir öykü yarışması düzenledi. Bu yarışmayla beraber Yemni (1987-2012) Hollanda’da Türkiyeli göçmenler için yapılan yapılan bütün yarışmalarda jüri üyesi ya da jüri başkanı oldu. Çeyrek yüzyılda yapılan bütün yarışmaların kara kutusudur.

  1993’te Amsterdam’ın Gülü (De Roos van Amsterdam) ve 1994’te Amsterdam’ın Şövalyeleri (De Ridders van Amsterdam) başlıklı polisiye kitapları yayımlandı. Bu kitaplar Euro-Türk’ün göçmenlik tarihindeki ilk dedektifi olan Orhan Demir’i yarattı. Bu kitaplar vesilesiyle umuma sunduğu görünür ve görünmez Türkler - zichbaar, onzichbaar Turken, kasıtlı cahillik - opzettelijke onwetendheid vb. terimleri göçmenlik tarihinde yerini almıştır.
  Hollanda Sağlık Bakanlığının inisiyatifiyle yazdığı on skeç, filme çekilip TRT-INT tarafından defalarca yayınlandı.

  Gene o yıllarda şu anda artık mevcut olmayan Opstap projesi kapsamında 4-6 yaşları arası çocuklar için öyküler yazdı. Bu öyküler Türkçe ve Hollandaca olarak yayımlandılar.
  Bunu takip eden yıllarda Yemni’nin Hollanda’da ikisi Şaban Ol, biri Nahit Güvendi tarafından sahneye konmuş Karagöz Hollanda’da, Gece Vardiyası ve Paradigma adlı üç tiyatro oyunu vardır.

  1995’te yayımlanan De Amulet (Muska) adlı kitabı göçmen Türkiyelilere bir ilki yaşattı. Bu kitap 305 kitap arasından seçilerek çok prestijli edebiyat ödülü olan AKO Edebiyat Ödülü’nün aday listesine girdi.

  Muska 1996 yılında Metis Yayınları tarafından basıldı ve Türk edebiyatında fantastik edebiyatı okura edebiyat değeri olarak kabul ettiren ilk kitap oldu. Bu türün kapılarını ciddi okura açtı. Tanınmış yazarları bu alanda eser vermeye teşvik etti.

  1996-97 yıllarında Türkiye’nin X Files’ı denebilecek olan bir dizi için Sır Dosyası senaryoları yazdı. Elinde kullanılmamış 26 öykü bulunduğu için bunları bir gün Türkiye’de dizi yapma hayalini hâlâ muhafaza etmektedir.

  2000 yılında Hollandaca olarak yayımlanan De Vierde Ster - Dördüncü Yıldız adlı romanı zamanın ruhunu faş eden ve En Yeni Dünya Düzeni’nin habercisi bir yapıt olarak değerlendirildi.     
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              
  2001-2004 yılları arasında lise öğrencilerine fizik ve kimya dersleri vererek eski mesleğini yad etti. İkinci kuşak göçmen gençlere Türkçe dersleri verdi.

  2002, 2003 – 2004 yıllarında birçok derneğin bir araya gelmesiyle oluşan ortak panellerin organize ettiği öykü ve Şiir yarışmalarında jüri üyesiydi.

  Türkiye’de 2002 yılında Metros, 2003’te Çözücü, 2004’te Ölümsüz ve 2005’te Yatır adlı romanları (Everest Yayınları) yayımlandı.

  2005 Şubat’ında Türkiye’de ilk kez yayımlanan (Metis yayınları) 1002. Gece Masalları adlı fantastik öykü derlemesinde Bekleme Odası adlı öyküsüyle katıldı.

  2005 yılında UETD-Avrupa Türk Demokratlar Birliği çerçevesinde Hollanda Türk Yazarlar Birliği Başkanı oldu.

Bu süre içinde çeşitli etkinliklerinin içinde en kayda değenleri şunlardır:
2006’da Hollanda’daki ilk Türk think tank’i olan Fikir Yongalama Kulübü’nü kurdu. Yıllarca moderatörlüğünü üstlendi. Avrupa’da benzeri çok az olan bu kulüp şu 2011’de Amsterdam Tartışmaları adını aldı ve şu anda faaliyetlerine devam etmektedir.

2005 yılında Kopenhag Kriterleri’nin yanı sıra Konya Kriterleri’nin de konuşulması gerektiğini savunan bir yazı yayımladı. Arama motorlarından bu konu hakkında kolaylıkla bilgi edinebilirsiniz.

2007 yılı başında yazar Atilla İpek’in teknik yardımıyla ODA Edebiyat ve Felsefe Dergisi’ni kurdu. İki ayda bir yayınlanan dijital dergi bünyesinde özellikle genç yazarları barındırdı. www.odasanat.org’tan eski sayılara göz atılabilir.

2009 yılında Platform Dergisi’nin katkısıyla Hollanda’da Türkçe yazan yazarlar tarihinde ilk kez buluştular. Birinci Türkçe Yazarlar Platformu 30 küsur Türkçe yazan yazarı bir araya getirdi.

  İki politik cinayetin ardından 2002-2006 yılları Hollanda’sının gerilimli havasını, yabancı düşmanlığının körüklenmesini anlatan Muhabbet Evi adlı romanı 2006 yılında Everest Yayınları tarafından basıldı.

  2006 yılında Yemni köşe yazarlığına döndü. Ayda bir kere yayımlanan Hollanda Zaman Gazetesi’nde profesyonel saikle aylık makaleler yazdı. Zamanın ruhunu, Avrupa’da hortlayan ırkçılığı ve suni olarak yaratılmış olan İslamofobi ortamını yansıtan 14 makale yazdı. Daha sonra Yemni’nin yazılarına son verildi. 

  2007 yılında Yemni lise anılarını baz aldığı Durum 429 (Everest Yayınları) kitabını yayımladı.

  2009 yılında Hayal Tozu Gölgecisi (Everest Yayınları) adlı öykü kitabı yayınlandı.  
  O yıllarda çeviri yapmaya başladı. Bernleff’in Buiten is het Maandag- Dışarısı Pazartesi adlı kitabını Türkçeye kazandırdı. Bunu Sandra Roeloff’un Bir İdealistin Anıları adlı kitabı ve 5 ünlü Hollandalı öykücüden birer öykü çevirisi takip etti.

  Yine 2009’da dijital olarak ayda bir yayınlanan Gölge Dergisi’de kısa öyküler yazmaya başladı. Hâlâ devam ediyor. Özellikle Gölge Dergisi sayesinde yazdığı öykülerinin sayısı 100’e ulaşmak üzere. 

  2009 -2011 yıllarında yine eski mesleğine döndü. Hollanda’da Türkçe olarak yayımlanan Platform Dergisi’nde dosya yazıları, denemeler yazdı. Dergi için söyleşiler yaptı. Mizah yazıları döktürdü.

  Bunca değişik iş deneyimi ve medya geçmişi Yemni’ye Avrupa’nın, Türkiyeli göçmen toplumunun nabzını tutma şansını verdi. Batı’nın İslamofobi Tezgâhı, Çokkültürlülük Mavalı, Dinler Arası Diyalog Fesadı, yabancıların temel sorunları, Türk girişimcilerin dinamizmi, yeniden canlanan İpek Yolu, Türkçe icra edilen medyanın gücü, üçüncü ve hatta dördüncü kuşağın vizyonu, Türkiye imajının grafiği, Neo-Oryantalizm, Yeni Haçlı Seferleri, 1. Gladyo ve 2. Gladyo( FETÖ) faaliyetleri gibi meselelere daha derinlemesine bakabildi.

  Yemni 4 Kasım 2012 tarihinde Amsterdam’a ayak bastıktan tam tamına 37 yıl sonra Ha gayret-cumburlop yöntemini kullanarak İzmir’e döndü. 40. yılına girdiğinde Amsterdam’da otuz yıl ikamet ettiği evini boşalttı. Malının mülkünün bir kısmını hibe etti. Kalanını doğaya teslim ederek 6 Kasım 2014 yılında bu hayatta sahip olduğu fiziki nesneleri 1m3’lük bir hacme sığar hale getirdi. Böylece yeni bir mahlas kullanmaya hak kazandı. ‘Bir Metreküplük Adam.’   

  2012 yılında Arafor, Ağrıyan, Zihin İşgalcileri, Sınav Hortlağı, Korkulobin, Zaman Tozları-2 ve Kuşadası’ndan Sevgilerle başlıklı 7 kitap yayımlayarak eski rekorunu aşarak kendini bile şaşırttı.

  2013 yılında ise Nar Kitap’tan 5 kitap yayımladı. Muska, Yatır ve Çözücü’ye yeni baskılar yapıldı. Yazarın listesine iki yeni kitap katılmıştı. 20. kitap İfrit 18.19 ve 21. kitap olan Alsancak Börekçisi.

  2014 yılı yazarın en verimli yıllarından biri oldu. İki roman döktürdü. 2014 yazında yazar Gezi Olayları ve özellikle 17-25 Aralık 2013 tarihindeki Hukuk Darbesi’nin etkisiyle MİT ile FETÖ arasındaki mücadeleyi konu alan Kayıp Kedi adlı bir roman yazdı. Türk edebiyatında roman tarzında bir ilktir. Kayıp Kedi Nisan 2015’te  Kırmızı Kedi Yayınları tarafından basıldı. Yeni Dünya Düzeni’nin müslümanlığı, aile düzenini ve ulus devletleri  yıkmaya yönelik en yeni tezgâhlarını anlattığı Nazarzede Kliniği de Ekim 2015’te  Erdem Yayınları’ndan çıktı.  

 2015’te eski kitaplarından bazıları da yayımlandı. Bunlar: Amsterdam’ın Gülü (2015 – Palto Yayınları) ve Durum 429’dur.

  2016 Martında Ela adlı yapay zekâ romanını bitirdi. Şu anda raflarda. Mart ayında İtibar Dergisi’nin 54. sayısında Üçüncü Kapı adlı medeniyet telakkisi muhteviyatlı makalesi yayımlandı. Aynı derginin Haziran sayısında yine bu bağlamda Balonlu Vadi adlı makalesi yayımlandı.

  Yemni yazı TekinsizX  serisi için kaleme aldığı kısa metrajlı novellaları kaleme almakla geçirdi. Yüzümün Son Kitabı, Fotonella ve Arama Motoru başlıklı üç kitabı yayınevine teslim etti. Arada 15 Temmuz gecesini konu alan 93. Yıl Marşı adlı bir öykü yazdı.  Bu öykü Erdem Yayınları’nın Yekpare Demokrasi adlı kitabında yer aldı.



Kısacası hayat yazı makamında devam ediyor.

                                                                                                                                                                                                     1 Ocak 2017


  Müzmin Bağlantısız biri olarak kısa bir Sadık Yemni Portresi
 Yemni kendini müzmin bağlantısız biri olarak görüyor ve bunun bağımsızlığa düşkün yapısına uygun olduğunu düşünüyor. Kendisinin tuttuğu bir futbol takımı yok. Hiç olmadı. Ülkemizde eğitimle atılan standart format dışında bir ideolojiye kapılanmadı. O bahsi geçen formattan da sıyrılalı, yani Kemalist Matrix’ten çıkalı bir hayli oluyor.

Yazar üst kimliğini ‘Yerli ve Milli’ olarak nitelendiriyor. Bu serbestiyet sayesinde zaman zaman onurlu asgari müştereklerde farklı görüş ve mensubiyetten insanlarla işbirliği yapabildi. Bunlardan en öğündüğü güzel Türkçemizin gurbette yaşatılması ve zengin kullanım kazandırılması amacıyla içinde yer aldığı organizasyonlardır.

Yemni şu anda 2. Kurtuluş Savaşı verildiğini görüyor ve Türkiye’nin bu savaşı mutlaka kazanacağını düşünüyor. Yazar, Anadolu’nun medeniyet telakkisi bağlamında dünyaya edecek sözü olduğuna ve  Yeni Türkiye davasına inanıyor.  Türkiye’nin, Anadolu’nun yepyeni bir paradigmanın beşiği olması ihtimalinden büyük bir heyecan duyuyor. 
                                                    -----------------------------