vicdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vicdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Eylül 2019 Cumartesi

Filmvari Hayatlar (2008) - Bir Korku Hikâyesi


  Kapının zili tek bir kez çaldığında divanda oturur durumda uyuyakalmış olan genç kadının omuzları kıpırdadı. İstemem, şimdi olmaz der gibiydi sanki. Sol eli yumruk şeklinde sıkılıydı. Gözleri panikle açıldığında bir şey yapabilmesi için çok geçti. Filmin sonu içeri girmişti. Bulunduğu yer bu yaşamda canlı olarak içinde yer kapladığı son mekân olacaktı.
  “Aslı Otlubayır hanım çekim için hazır mısınız?”
  İki külüstür divan, bir koltuk ve bir televizyondan ibaret oturma odası kalabalıklaşmıştı birden. Kamerası çekim yapan bir kameraman, ses kaydı için elinde metal sopasının ucunda mikrofon taşıyan biri ve kara gözlükler takmış olan rejisör. Bu ekibi üç haftadır çok yakından tanımıştı. Hayatını cehenneme çeviren bir beraberlik geçirmişlerdi.
  Aslı uykunun mahmurluğundan iyice sıyrılmıştı. Ayağında spor ayakkabıları, üstünde eşofman vardı. Aklından bir hamle yapıp kapıdan dışarı fırlamak geçtiyse de hemen vazgeçti. Son haftaların öğrettiği şey ağır bir çaresizlik şeklinde sırtına abanmıştı. Parası yoktu. Cep telefonunu sokakta bir yerde düşürmüştü. Kaçması mümkün değildi artık. 
   “Başka seçeneğim var mı?”
  “Söz gelişi canım.” Dedi rejisör. Klasik dikimli yeni bir cin pantolon, kemerinin üzerine üzerine saldığı grimsi bir gömlek giymişti. Yaşı taş çatlasa otuz falandı. Aynı yaşlardaki kameraman ve sesçi de spor giyimliydiler. Tavırlarında profesyonel bir nezaket ve rahatlık vardı. yüzlerinde buraya ölümünü kaydetmeye geldiklerinin tek bir belirtisini bile görememekteydi. 
  Aslı ayağa kalktı ve eliyle koridoru işaret etti. Kara gözlüklü genç adam anlayışla başını salladı. Kadın koridora çıktığında sokak kapısı gözüne bayağı baştançıkarıcı göründü. Kimse arkasından gelmemişti. Öğle üzeri üç falandı. Sokak insan kaynıyor olmalıydı. İçinden kaçsana ahmak diyen yana aldırmadan tuvalete girdi ve çişini yaptı. Yaşadığı çalkantılı ve aşırı gerilimli hayat her hücresini yormuştu. Aynı şeyleri yinelemeye kalkışacak hali yoktu artık. Aklının erdiği her şeyi denemiş ve sonuç alamamıştı. O Allahın cezası Meliha hayatındaki düzenin bütün çivilerini sökmüştü.
   Bir ay kadar önce Meliha birden arayınca şaşırmıştı. Araları bir süredir limoniydi. Yeni numarasını nasıl bulabildiği sorusunu sormayı iş işten geçtikten sonra akıl edebilmişti. Meliha Demirci birlikte çalıştıkları turistik otel ve pansiyon açanlara tavsiye veren büroda ayağını kaydırmak için elinden geleni ardına koymadığı biriydi. Bir çok yönden kendinden çok yetkindi. Daha gençti. Zekası harlıydı. Almancası ve Rusçası vardı üstelik. Kıskançlıktan çatlamaktaydı. Sonunda altı yıldır çalıştığı bürodan atılan kendisi olmuştu. Bütün bunlar iki yıl önceydi. Kadının kendinden nefret etmesi için iyi bir sebebi vardı, ama bu tür bir cezayı hak etmemişti. Bu kadarı çok fazlaydı. Vicdansızlıktı.
  “Seni şey için aradım. Duydum ki, kendi işyerini kurmaya hazırlanıyormuşsun. Umarım başarılı olursun. Özlüyoruz hepimiz seni burada. Ara sıra bahsin açılıyor. Ve de... Şunun için aradım, duyunca çok şaşıracaksın valla.”
  Yeni bir film kiralama firması kurulmuştu. Öyle artık kalite olarak iyice elden gitmiş Hollywood filmleri ya da bağımsız film denen hafiflikler değildi pazarladıkları. G film dedikleri bir ürünü pazarlıyorlardı. Filmler yerliydi. Televizyon ya da film salonlarında gösterilmiyorlardı. Ancak üyelerin gözlerine açıktı. Birinin tavsiyesiyle üye olunabiliyordu. Depozito falan alınmıyordu. Kayıt olmak gerekmiyordu. Basılı broşür yoktu. İstediğiniz cinsi söylüyordunuz sadece. Filmi şirket seçiyordu. Ama bu asla hayal kırıklığı yaratmıyordu. Filmler benzersiz derecede etkiliydi. Film başına 35 TL ödenmekteydi. Buna teslimat ve geri alma servisi de dahildi. Filmler küçük bütçeyle kotarılmaktaydı, ama gönüllü katılım sayesinde kaliteleri müthişti. Meliha bu gönüllü katılım ve müthiş sözcüklerini en az üç kez yinelemişti.
  Filmler müthişti gerçekten. İlk önce korku filmi kiralamıştı. Üç öğrenci kız Bolu yakınlarında bir yerde bir kampa gidiyorlardı. Uluslararası öğrencilerin geldiği hoş bir yerdi. Gece ateşin başında korku hikayeleri anlatıp yatıyorlardı. Ertesi sabah kızlardan birinin kayıp olduğu anlaşılıyordu. Polise haber veriliyordu. Bu arada bir arama ekibi kuruluyordu. Film ormanda arama yapan beş gencin teker teker öldürülmesini konu etmişti. En sona kalan kız gece olunca dört adet yürüyen cesetle karşılaşınca kaçmağa başlıyordu. Bütün gece süren kaçma kovalama sonunda kızın kayıp arkadaşının cesedini bulmasıyla sonuçlanıyordu. Cesedin yanında kendi cesedi de bulunmaktaydı. Bütün gece serüveni yaşatan şey kızın ölüme direnmesiydi. Aslında altısı da yolda geçirdikleri bir araba kazasında ölmüşlerdi. Bu kimbilir kaç kez ısıtılmış tanıdık bildik konuya rağmen çok etkilenmişti. Sahneler inanılmaz gerçekçiydi. Aslı gece uyuyamamıştı bu yüzden.
  İkinci film erotik janrındaydı. Kendi yaşındaki bir kadın kocasından ayrıldıktan sonra kırmadığı ceviz bırakmıyordu. Aysun adlı kadınla kendini acaip identifize etmişti. Bacaklarındaki selüloitleri bile aynıydı. Filmdeki erotik sahneler çok etkiliydi. 33 yaşındaydı. Böyle bir heyecanı on altı yaşında bile yaşamamıştı. Sadece sonu çok kanlı bitmiş, kadın hiç ummadığı bir adam tarafından piyano teliyle boğularak öldürülmüştü. Bütün filmler nasıl başlarsa başlasın bir yerde şiddet işe karışıyor ve ölümlere neden oluyordu.
  Çok arkadaşı yoktu. Bu film kulübünü başta annesi ve teyzesi olmak üzere en az beş tanıdığına tavsiye etmek isterdi, ama bir kural vardı. Önce dört film kiralayıp asil üye haline geçmek gerekmekteydi. Asil üye olmak ölümcül bir hatta geçmekti. Nasıl bilebilirdi? Allahın belası Meliha yüzünden hayatı allak bullak olmuştu. Annesinin ve teyzesinin verilmiş sadakaları vardı. Belaya bulaşmamışlardı.
  Beşinci filmi ısmarladığında her zamanki yakışıklı kurye yerine şu anda oturma odasında bulunan çekim ekibi gelmişti. Serüven filmi ısmarlamıştı. Kendisine bir serüven filminde rol alacağı söylenmişti. Kural böyleydi. G film kulübünden dört film kiralayıp başkalarının hayatlarını, onların serüvenleri ve sorunlarına tanık olduktan sonra sıranız geliyordu. İyi organize edilmiş bir şaka gibiydi. Rejisör baş rol için seçildiğini, sapık bir katil tarafından kovalanan bir kadını oynayacağını söylemişti. Bu arada kamera çekim yapmaktaydı.
  Bir yanı duyduğu şeylerin şaka olmadığını kavramaktaydı, ama üç serseriyi de kapı dışı etmişti. O gece uyurken, bu arada belki yirmi defa aradıysa da Meliha’ya ulaşamamıştı, birden uyanmıştı. Baş ucunda biri duruyordu. Karanlıktı. Yüzü görülmüyordu. “Dumanı hissediyor musun? Evini yaktım. Kaç şimdi. Yakalarsam seni akıl almaz işkencelerle öldüreceğim. Bunları başkalarına anlatırsan Eski Foça’da kalan annen, teyzen, kuzenin ve sabık kocan öldürülecek. ” Diye fısıldamış ve onların fotoğraflarını gösterdikten sonra çekip gitmişti. Aynı anda kokuyu almıştı. Yataktan doğrulduğunda yangının çalışma odasından başladığını ve acele etmezse kül olup gideceğini anlamıştı. Zarar korkunçtu. İtfaiye yangını söndürdüğünde yangın sigortası bulunmayan dairesinde işe yarayacak pek az şeyi kalmıştı.
  İyi ki, bankada biraz parası vardı. Annesinden de yardım alabilirdi gerekirse. Kendine ev aramaya başlamıştı. Ne G film şirketinden, ne de sapık katilden falan söz etmemişti kimseye. O filmleri izledikten sonra polis korumasına pek güvenemez olmuştu. Ayrıca her şeyi göze alır bunu yaparsa gazetelerin ve televizyonun baş köşelerinde görünür ve bir daha iş yeri falan kuramazdı geri kalan hayatında. Susmuştu.
  Geçici olarak kaldığı bir arkadaşının evinde siyah maskeli sapık katil tarafından ilk tecavüze uğramıştı. Adam elini ayağını bağladıktan sonra kendisine sabaha kadar defalarca tecavüz etmişti. Teninde on bir kez sigara söndürerek üstelik.
  Senaryoya uygun eylemde bulunması gerekmekteydi. Durmadan şehirden şehire, evden eve geçerek sapık katilden kaçmaya çabalayacaktı. Binbir önlemle gittiği her yerde enselenmişti. Cep telefonu, kredi kartı kullanmadığı, bir sürü vasıta değiştirdiği halde nasıl olup da yakayı ele verdiğini anlamıyordu. Bu Bursa’daki son ev en uzun kalabildiği yer olmuştu. Otobüs yolculuğu sırasında Istanbul’da yaşayan, liseden arkadaşı olan Bursalı Fahriye’nin boş duran iki odalı döküntü dairesini kiralamıştı. Hem de yedi yüz lira aylıkla. Bir kez yüklü alışveriş ederek eve kapanmıştı.
  Fahriye’nin birkaç yüz adet kitabı vardı. Kız bir çoksatar okuma gurusuydu maşallah. Onları okuyarak, aldığı votkalarla ara sıra kafayı çekerek tam on yedi gün geçirmişti. Yemekler tükenmişti. Son ekmeği dört gün sonra küflenme arifesinde yemişti. Peynir, sebze, makarna bitmişti. Dün öğlen çay yaparken tüp son nefesini üflemişti. Bugün tek yediği şey dolabın arkasına düştüğü için yeni farkettiği bisküvitlerdi. İçme suyu da bitmişti. Musluktan su içmekteydi.
  Daha önce nereye giderse gitsin enselenmesi iki günü geçmezken burada on yedi güne ulaşmıştı. Göstermişti gününü puştlara. Fahriye ile bir raslantıyla otobüs terminalinde karşılaşmışlardı. Kıza kocasından kaçtığını söylemişti. Ağzını tutacaktı yani. İlk aylığı peşin vererek kızın yüzünü güldürmüştü. Böylece peşindeki andavallıları atlatmıştı. Bunun senaryo icabı olduğunu nasıl bilebilirdi ki.
  İçeri gittiğinde adamlar bıraktığı yerde durmaktaydılar.
  “Şimdi ne olacak?”
  “Filmin bütün sahneleri tamam.” Dedi rejisör duygu taşımayan bir ses tonuyla.  Final hariç. İki çeşit final mümkün. Birincisi, siz burada kurtuldum artık derken sapık katil tarafından bulunup öldürüleceksiniz. Tabii akıl almaz işkencelerden geçtikten sonra.”
  Aslı feryad edecek gücü bulamamaktaydı kendisinde. İkinci katta olmasalar kendini camdan atmayı deneyebilirdi, ama maalesef o imkânda mevcut değildi.
  “ikinci bir seçim de söz konusu haliyle.”
  “Yüzüme kezzap döküp, kıravatla boğazım mı sıkılacak?”
  Eliyle değil anlamına bir işaret yaptı rejisör. Yakışıklı değildi, ama atletik bir yapısı vardı. Yüzü de hiç fena değildi. Kocası olacak uyuzun ilk yıllarını biralarla her tarafını şişirmediği halini andırmaktaydı biraz.
  “G film şirketini birine tavsiye edeceksiniz.”
  Aslı uyduruk bir kurtuluş umuduna sarılmaya korkarak, “Nasıl yani?” diye sordu.
  “Şöyle. G film şirketini bir arkadaşınıza tavsiye edeceksiniz. O kadar.”
  “Ne olcak o zaman?”
  “Sapık katil tam sizi öldürmeye çabalarken gözüpek bir komşu gelerek adamı bayıltacak. Adam sizle ilgilenirken katil kaçacak. Kurtulacaksınız.”
  “Tavsiye ettiğim arkadaş?”
  “İlk dört filmden acaip zevk alacak ve sonra onun oynama sırası gelecek.”
  “Yani?”
  “Evet iyi tahmin ettiğiniz gibi bu bir toplumsal döngü. Sonra onun sırası gelecek. Birine tavsiye ederse sağ kalacak, etmezse öldürülecek.”
  Dikenli bir sevinç kalbini tırmalamaktaydı Aslı’nın. Bir yıl önce olsa kendisini bir arkadaşıyla aldatan kocasına tavsiye ederdi G kulübünü, ama zamanla ilk öfkesi solmuştu. Adam ona iyi davranmış bir sürü pahalı eşyasını almayarak kullanmasına izin vermişti. Yanmış gitmişti sonunda hepsi.
  “Hiç birinci final şeklini seçen oldu mu?”
  Rejisör saygıyla başını salladı. “İnançlı olanlar. Vicdanlarının sesine kulak verenler. İdealistler. Tek tük de olsa böyleleri çıkıyor. O zaman üyeden üyeye geçen köprü sonlanıyor. Sıfırdan üye bulmak çok zor bir işlem. Şimdi burada konu etmemize gerek yok.”
  Rejisör sol pantolon cebinden bir telefon çıkartıp kendisine uzatınca Aslı otomatik olarak alıverdi. Sokakta düşürdüğü telefonuydu. Kapağını açtı. Çalışıyordu. Bitmek üzere olan şarjı yenilenmişti. 
   “Haydi zaman az. Kaç izleyici sizi bekliyor. Lütfen kararınızı verin.”
  “Neden, neden bu kadar kan… Ve şiddet var?”
  “Oyuncuların bilinçaltları böyle. Doğaları icabı yani. Benim elimden ne gelir. Ben insani güdülerin peşinden giderim. Filmlerin akılalmaz derecede etkili olması bu nedenden. Haydi çabuk olun lütfen.” 
  Aslı adres listesindeki kimseleri gözden geçirirken kendini makasıyla insanların hayat ipliğini kesen o yunan tanrıçası, adını hatırlamıyordu şimdi, gibi hissetmekteydi. Parmağı kocasının ismi üzerinde durakladı ve geçti. İşten atılmasına sevindiğini gizleyemeyen sekreter parçası Füsun. İki küçük kızı vardı. Eski müdürle başbaşa kahve içtiklerini yedi düvele duyuran Hayriye. Çenesinin düşüklüğü dışında iyi bir insandı. Aldığı borcun üstüne yatan Jale. Kadının başında bin bir problemi vardı zaten. Meram adının üzerinde durdu ve yeşil düğmeye bastı.
  Meram bir ara en yakın arkadaşıydı ve kocasını baştan çıkarabilmek için bir sürü fırıldak çevirerek sonunda başarıya ulaşmıştı. Eh, kendi de uygun bir fırıldağı hak etmiş sayılırdı. Bekardı da üstelik üç hafta öncesine kadar. Telefon çalarken inşallah evde yoktur diyen yanı çok sönüktü. Bencil genler direksiyondaydı.
  “Alo, benim, Aslı. Şaşırttım seni. Nasılsın görmeyeli. Yok canım. Yok canım şimdi eski defterleri açmaya… değil mi canım. Geçti hepsi. İyiyim iyiyim. Bil bakalım seni ne için aradım.”
  Aslı hat kapanınca telefonu ne yapacağını bilemedi ve divanın üstüne fırlattı.
  “Yeni üyemiz katıldı aramıza.” Dedi Rejisör. “Çok ikna edici konuştunuz.”
  Aslı, Meliha’nın filmden bahsettiği anları hatırlamıştı. Nasıl olmuştu da heyecanını farkedememişti. “Ne olacak şimdi?”
  Katil sizi öldürmeye geldiğinde ondan kıllanan uyanık komşu gelecek ve sizi kurtaracak. Adam sizle ilgilenirken bayılttığı katil sıvışacak. O da az önce birine G film firmasını tavsiye etti. Bu kapıdan çıkar çıkmaz sizi de, yaptığı işi de unutacak. Bir yerde karşılaşsanız bile ikiniz de bir şey hatırlamayacaksınız. Kimlerle kol kola giriyor ve kahve falan içiyorsunuz bir bilseniz. Neyse… On dakika içinde serbest biri olacaksınız. Bir ikramiyeyle üstelik. Komşu sizi çok beğenecek. Hiç bozuntuya vermeyin ve sizi teselli etmesi için yeşil ışık yakın.”
  Aslı kendini çok kirli hissediyordu. Duşa girip bir saat sabunlanmak istiyordu. Rejisörün paçayı kurtarmak için birini yakacağından yüzde yüz emin olması yüzünden gururu sandığından fazla incinmişti. “Hepsi bu mu?”
  “Evet. G şirketiyle işiniz bitti. Size tavsiyem bundan sonra insanlara çok iyi davranın. Kendinizi sevdirin. Düşman kazanmamaya çalışın. Şirketimiz giderek popülerleşiyor. Kimler üyemiz bilseniz dudaklarınız uçuklar. Oynayanların sayısı hızla çoğalıyor. Belli olmaz telefon numaranıza sahip olan biri sizi arayabilir. Birazdan G filmleri kiraladığınızı unutacaksınız. Biri size tavsiye ederse ilk defa olduğu gibi açık hedef durumunda bulunacaksınız.”
  Aslı küçük şoku atlatmaya çabalarken aklında bir lamba yandı. “Bu benim ilk filmim mi?”
  Rejisör kendine çok yakışan bir şekilde tebessüm etti. “Aslı hanım şirket sırlarını dışarıya vermemiz kesinlikle yasaktır.”
  “İlk filmim mi dedim?”
  Rejisör sus anlamına dudaklarını büzdü ve kenara çekildi. Oda kapısında siyah elbiseli, siyah maskeli sapık belirmişti. Elinde kocaman bir bıçak vardı. Aslı donmuş kalmıştı. Adam üzerine doğru yürürken girişte geniş omuzlu iri yarı komşu göründü. Eliyle korkmaması için işaret etti.
  Aslı kendinden hiç beklemediği bir şeyi yaparak bayılıverdi. İnşallah güçlü kuvvetli bir erkeğin kollarında ayılacak ve bütün bunları unutacaktı. Unutmazsa hali haraptı.
                                                                                                                  

                                                                                                                                   Amsterdam 2008
                                            

26 Aralık 2016 Pazartesi

Ağrı'ya Korku Dolu Yolculuk - Ağrıyan Roman - İnceleme



Ağrı/yan Korku Dolu Yolculuk!
POETİK HABER
2012-10-10

Meral Afacan BAYRAK, Fantastik Romanın dünyaca ünlü yazarlarından Sadık Yemni’nin Ağrıyan romanının kurgusal evrenine ışık tutan bir yazı kaleme aldı. Dikkatinize sunuyoruz..
KARAKÜLAH SERİSİNİN İLKİ: AĞRIYAN Meral Afacan BAYRAK Bugünlerde kişisel bunalımlarını anlatan yazarlardan ya da fazla toplumcu, mesajcı kitaplardan sıkıldıysanız; size alternatif olabilecek farklı bir kitaptan söz etmek istiyorum. Ülkemizde fantastik edebiyatının öncü isimlerinden, dünyaca ünlü yazar Sadık Yemni’nin 2012 içinde çıkan kitabı Ağrıyan, İthaki yayınları etiketiyle okuruna kavuştu. Kara Külah diye adlandırdığı serinin birincisidir Ağrıyan. Distopya türünün başlangıcı olan bu roman: “İzmir Üçlemesi”nin (Muska 1996, Yatır 2005, Öte Yer 1997) devamı niteliğindedir.

Romanda rastgele seçilmiş beş kişinin bir arabayla yaptığı seyahatten söz edilir. Kahramanlar, Antalya’ya 20km mesafeden yola çıkar. Ağrı’ya doğru yol alırlar. Çok geçmeden bu yolculuğun, normal bir yolculuk olmadığı anlaşılır. Kıyamet provasını andıran sahnelerin yaşandığı serüven başlar. Uluslararası bir teknik ekip, Ağrı civarında araştırma yapmaktadır. Sarp ve ekibi bu araştırmacılara ulaşmaya çalışır. Yabancı zekâların kadim istilası mı, yoksa bir UFO kalıntısı mı mevcuttur, bilinmemektedir. Bu durum anlaşılana kadar süregelen bir panik havası hakimdir. İnsanlar endişe içinde beklemektedir. Bu serüvende bilimsel verilerin kullanılması kadar, kurgusal açılımların pike yaptığını görüyoruz. Okurken başka boyuta geçiren bir havası var. Okuru metinden koparıp sık sık başka odalara daldırıyor. Önceki romanlara göre daha özenli ve edebi bir dil ve anlatım tercih edilmiş. Doğrusu bu okur olarak beni memnun etti. Camiilerin, kütüphanelerin vs. yerlerin öykülere romanlara daha çok girmesini arzu eden biri olarak, kitapta yer yer kahramanların yolu camiye düşmektedir. Kahramanımız Nesrin, korku anında Fatiha suresinden başlayıp, bilinçli bir şekilde Allah’a sığınıyor: “Bir sona doğru yürüyorum duygusu, nefes aldığı hava gibiydi. Her hücresini boyamış kırmızı ve acı bir boyaydı adeta. O yarım adamın zerrelere ayrılıp kendini hava şeklinde soluttuğu düşüncesinden sıyrılamıyordu. Korku ve dehşet tozları. Sen bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna. İçinden bildiği duaları okurken Fatiha suresinden başlamıştı. Annesi ve yakın akrabaları şu anda sağsa, onların da manevi yanını dileyen yanı cayır cayırdı. Esas ve üçüncü köprüyü birazdan geçecekti. Gazabına uğramış sapıkların yolundan değil. Âmin.”

Dünyaya doymadan gözü açık bir şekilde ölen birinin yaşayan biriyle söyleşi yaptığını düşündünüz mü hiç? Farz edin ki konuştu: “Saygıdeğer merhum efendi, siz ne diyorsunuz? Kendinizi nasıl bilirdiniz? Şok refleksleri ağırlaştırmıştı. Sahne burada kopmalıydı. Ama olmuyordu bir türlü. “Ben… Göz açıp kapayana kadar geçti gitti. Ne desem ki…” “Yani kısaca bir fikrinizi alsak.” “Hayat bir seyir mumu gibi. Yana yana bitiyor.” “Bayağı veciz bir açıklama. Merhuma çok teşekkür ediyoruz. Başka soru sormak isteyen var mı?” Annesi şoku bitiren düğmeye basıverdi. İki günlük mevta kocasıyla yapılan söyleşiye dayanamayıp bayılmıştı.” Yani olağanüstü bir konuşma yapmamış olsa bile, bir ölünün yeniden dirilişi “çok şey”dir. Cesedin dillenişiyle, insanoğlunun algısının açıklığı ya da körlüğü sınanmaktadır. Ceset-insan arasında mesajın yerine ulaşması açısından paralellik olmak zorundadır. Bazen yeniden dirilişimize olan inancımızı sorgulatan sahneleri gözümüzün önünden geçiriveren usta yazar, yer mekân zaman kaydırmalarını sık sık kullanıyor.

Bu okurun muhayyilesini diri tutmaya çalışan bir taktiktir. Sadık Yemni’nin bu alanda başarılı olduğunu düşünüyorum. Ela namaz kılan bir karakter mesela. “Muska”ve “Çözücü” deki namaz kılan karakterlerden farklılıkları var. “Sarp her gönle köprü olabilen bir yapıya sahip” biri olarak badireleri atlatırken yolda yolcuların yoldaş olma hasletinin altı çizilmiş sanki: “Ekipte inançlı bir Müslüman daha olmasını isterdi şimdi. Arkadaşlarından bir şikâyeti yoktu. Hepsi de temiz, güvenilir insanlardı. Sadece terminoloji birliğiydi kastı.” Aynı hal dilini paylaşmak adına anlaşmak önemlidir. “İnancımız olmasa akseden yüzümüz de olmazdı.” Yani aynalar ne işe yarardı sevgili okur? İnanmayan, arayışını sürdüren tipler de mevcut romanda. “Her edimimizi merak eden bir tanrıyı hayal etmeyi hiçbir zaman layığınca başaramadım,” diyen ateist o adam… Belki üç adım ötemizde duruyor. Kısaca “insanoğlu”nun elleriyle yapıp ettiklerinin nelere mal olacağını göreceğiniz dehşetli sahneler…

“Sizi intihara sevk eden saik sadece iş yoğunluğu ve tekdüze yaşam değildi. Ayakları çıplak yaratıklar…(Burada bence sizin işgücünüze muhtaç patronlar kastedilmiş, siz olmasanız onlar da olmaz.)sizlere endeksli olduklarını defalarca dile getirdiler. İş yoğunluğuna karşı çıkmadınız. Hep kabullendiniz. Bir kez olsun ‘ben bugün çalışmıyorum lan’ dediniz mi? (Kendi kendinize demişsinizdir ama bunu dillendirmeyi kim cesaretle üstlenir sevgili okur?) Niye ağır çalışma saatlerine karşı çıkmadınız. Hep kabullendiniz. Niye?...(Felaketin nedenleri üzerine sorgulamalar) Ceza korkusundan mı? Yoksa içinizde sinsi sinsi buna layık olduğunuzu fısıldayan bir ses mi vardı? (Bir tür yüzleşmeye çağrı yapan satırlar, fantastik dünyayla gerçek dünya arasındaki kopmaz ilintiye, işaret ediyor.)

Ağrı’da kontrolden çıkan şey insanlığın vicdan deposuydu kısacası,” dedi Sarp…” Sonra: “Çatlağı kapatıp sızıntıyı keseceklerine deliği daha da büyüttüler. Felaket oldu. Gördüğümüz gibi, en arızalı yanımızdan türemişsilerle baş başa kaldık. Dünya dışı bir durum değil yani. İçimizdeki, kalplerimizdeki oyuk dünyadan geldiler.” Romanın bir diğer paragrafında: “Bir aralar ünlü olan o şarkının sözleri nasıldı? Masum değiliz hiçbirimiz,”dedi Sarp. “Karşı çıkmadığımız sürece hepimiz biraz suçluyuz. Ayrıca yeni oyuncular ve yardakçıları bizim oylarımızla yüzleri maskeli olarak sahnedeydiler.” Diyor.

Gerçek dünyada da böyle değil midir? İnsanoğlunun kendini sigaya, sorguya çekmesi gerek. Yoksa insanlıktan çıkma durumlarıyla baş başa kalınır. Son olarak bu romana dair söylenebilecek çok şey olmasına rağmen, Sadık Yemni’nin romanları gibi, yeni öykü kitaplarını da okumak istiyoruz diyorum.