21 Eylül 2019 Cumartesi

Filmvari Hayatlar (2008) - Bir Korku Hikâyesi


  Kapının zili tek bir kez çaldığında divanda oturur durumda uyuyakalmış olan genç kadının omuzları kıpırdadı. İstemem, şimdi olmaz der gibiydi sanki. Sol eli yumruk şeklinde sıkılıydı. Gözleri panikle açıldığında bir şey yapabilmesi için çok geçti. Filmin sonu içeri girmişti. Bulunduğu yer bu yaşamda canlı olarak içinde yer kapladığı son mekân olacaktı.
  “Aslı Otlubayır hanım çekim için hazır mısınız?”
  İki külüstür divan, bir koltuk ve bir televizyondan ibaret oturma odası kalabalıklaşmıştı birden. Kamerası çekim yapan bir kameraman, ses kaydı için elinde metal sopasının ucunda mikrofon taşıyan biri ve kara gözlükler takmış olan rejisör. Bu ekibi üç haftadır çok yakından tanımıştı. Hayatını cehenneme çeviren bir beraberlik geçirmişlerdi.
  Aslı uykunun mahmurluğundan iyice sıyrılmıştı. Ayağında spor ayakkabıları, üstünde eşofman vardı. Aklından bir hamle yapıp kapıdan dışarı fırlamak geçtiyse de hemen vazgeçti. Son haftaların öğrettiği şey ağır bir çaresizlik şeklinde sırtına abanmıştı. Parası yoktu. Cep telefonunu sokakta bir yerde düşürmüştü. Kaçması mümkün değildi artık. 
   “Başka seçeneğim var mı?”
  “Söz gelişi canım.” Dedi rejisör. Klasik dikimli yeni bir cin pantolon, kemerinin üzerine üzerine saldığı grimsi bir gömlek giymişti. Yaşı taş çatlasa otuz falandı. Aynı yaşlardaki kameraman ve sesçi de spor giyimliydiler. Tavırlarında profesyonel bir nezaket ve rahatlık vardı. yüzlerinde buraya ölümünü kaydetmeye geldiklerinin tek bir belirtisini bile görememekteydi. 
  Aslı ayağa kalktı ve eliyle koridoru işaret etti. Kara gözlüklü genç adam anlayışla başını salladı. Kadın koridora çıktığında sokak kapısı gözüne bayağı baştançıkarıcı göründü. Kimse arkasından gelmemişti. Öğle üzeri üç falandı. Sokak insan kaynıyor olmalıydı. İçinden kaçsana ahmak diyen yana aldırmadan tuvalete girdi ve çişini yaptı. Yaşadığı çalkantılı ve aşırı gerilimli hayat her hücresini yormuştu. Aynı şeyleri yinelemeye kalkışacak hali yoktu artık. Aklının erdiği her şeyi denemiş ve sonuç alamamıştı. O Allahın cezası Meliha hayatındaki düzenin bütün çivilerini sökmüştü.
   Bir ay kadar önce Meliha birden arayınca şaşırmıştı. Araları bir süredir limoniydi. Yeni numarasını nasıl bulabildiği sorusunu sormayı iş işten geçtikten sonra akıl edebilmişti. Meliha Demirci birlikte çalıştıkları turistik otel ve pansiyon açanlara tavsiye veren büroda ayağını kaydırmak için elinden geleni ardına koymadığı biriydi. Bir çok yönden kendinden çok yetkindi. Daha gençti. Zekası harlıydı. Almancası ve Rusçası vardı üstelik. Kıskançlıktan çatlamaktaydı. Sonunda altı yıldır çalıştığı bürodan atılan kendisi olmuştu. Bütün bunlar iki yıl önceydi. Kadının kendinden nefret etmesi için iyi bir sebebi vardı, ama bu tür bir cezayı hak etmemişti. Bu kadarı çok fazlaydı. Vicdansızlıktı.
  “Seni şey için aradım. Duydum ki, kendi işyerini kurmaya hazırlanıyormuşsun. Umarım başarılı olursun. Özlüyoruz hepimiz seni burada. Ara sıra bahsin açılıyor. Ve de... Şunun için aradım, duyunca çok şaşıracaksın valla.”
  Yeni bir film kiralama firması kurulmuştu. Öyle artık kalite olarak iyice elden gitmiş Hollywood filmleri ya da bağımsız film denen hafiflikler değildi pazarladıkları. G film dedikleri bir ürünü pazarlıyorlardı. Filmler yerliydi. Televizyon ya da film salonlarında gösterilmiyorlardı. Ancak üyelerin gözlerine açıktı. Birinin tavsiyesiyle üye olunabiliyordu. Depozito falan alınmıyordu. Kayıt olmak gerekmiyordu. Basılı broşür yoktu. İstediğiniz cinsi söylüyordunuz sadece. Filmi şirket seçiyordu. Ama bu asla hayal kırıklığı yaratmıyordu. Filmler benzersiz derecede etkiliydi. Film başına 35 TL ödenmekteydi. Buna teslimat ve geri alma servisi de dahildi. Filmler küçük bütçeyle kotarılmaktaydı, ama gönüllü katılım sayesinde kaliteleri müthişti. Meliha bu gönüllü katılım ve müthiş sözcüklerini en az üç kez yinelemişti.
  Filmler müthişti gerçekten. İlk önce korku filmi kiralamıştı. Üç öğrenci kız Bolu yakınlarında bir yerde bir kampa gidiyorlardı. Uluslararası öğrencilerin geldiği hoş bir yerdi. Gece ateşin başında korku hikayeleri anlatıp yatıyorlardı. Ertesi sabah kızlardan birinin kayıp olduğu anlaşılıyordu. Polise haber veriliyordu. Bu arada bir arama ekibi kuruluyordu. Film ormanda arama yapan beş gencin teker teker öldürülmesini konu etmişti. En sona kalan kız gece olunca dört adet yürüyen cesetle karşılaşınca kaçmağa başlıyordu. Bütün gece süren kaçma kovalama sonunda kızın kayıp arkadaşının cesedini bulmasıyla sonuçlanıyordu. Cesedin yanında kendi cesedi de bulunmaktaydı. Bütün gece serüveni yaşatan şey kızın ölüme direnmesiydi. Aslında altısı da yolda geçirdikleri bir araba kazasında ölmüşlerdi. Bu kimbilir kaç kez ısıtılmış tanıdık bildik konuya rağmen çok etkilenmişti. Sahneler inanılmaz gerçekçiydi. Aslı gece uyuyamamıştı bu yüzden.
  İkinci film erotik janrındaydı. Kendi yaşındaki bir kadın kocasından ayrıldıktan sonra kırmadığı ceviz bırakmıyordu. Aysun adlı kadınla kendini acaip identifize etmişti. Bacaklarındaki selüloitleri bile aynıydı. Filmdeki erotik sahneler çok etkiliydi. 33 yaşındaydı. Böyle bir heyecanı on altı yaşında bile yaşamamıştı. Sadece sonu çok kanlı bitmiş, kadın hiç ummadığı bir adam tarafından piyano teliyle boğularak öldürülmüştü. Bütün filmler nasıl başlarsa başlasın bir yerde şiddet işe karışıyor ve ölümlere neden oluyordu.
  Çok arkadaşı yoktu. Bu film kulübünü başta annesi ve teyzesi olmak üzere en az beş tanıdığına tavsiye etmek isterdi, ama bir kural vardı. Önce dört film kiralayıp asil üye haline geçmek gerekmekteydi. Asil üye olmak ölümcül bir hatta geçmekti. Nasıl bilebilirdi? Allahın belası Meliha yüzünden hayatı allak bullak olmuştu. Annesinin ve teyzesinin verilmiş sadakaları vardı. Belaya bulaşmamışlardı.
  Beşinci filmi ısmarladığında her zamanki yakışıklı kurye yerine şu anda oturma odasında bulunan çekim ekibi gelmişti. Serüven filmi ısmarlamıştı. Kendisine bir serüven filminde rol alacağı söylenmişti. Kural böyleydi. G film kulübünden dört film kiralayıp başkalarının hayatlarını, onların serüvenleri ve sorunlarına tanık olduktan sonra sıranız geliyordu. İyi organize edilmiş bir şaka gibiydi. Rejisör baş rol için seçildiğini, sapık bir katil tarafından kovalanan bir kadını oynayacağını söylemişti. Bu arada kamera çekim yapmaktaydı.
  Bir yanı duyduğu şeylerin şaka olmadığını kavramaktaydı, ama üç serseriyi de kapı dışı etmişti. O gece uyurken, bu arada belki yirmi defa aradıysa da Meliha’ya ulaşamamıştı, birden uyanmıştı. Baş ucunda biri duruyordu. Karanlıktı. Yüzü görülmüyordu. “Dumanı hissediyor musun? Evini yaktım. Kaç şimdi. Yakalarsam seni akıl almaz işkencelerle öldüreceğim. Bunları başkalarına anlatırsan Eski Foça’da kalan annen, teyzen, kuzenin ve sabık kocan öldürülecek. ” Diye fısıldamış ve onların fotoğraflarını gösterdikten sonra çekip gitmişti. Aynı anda kokuyu almıştı. Yataktan doğrulduğunda yangının çalışma odasından başladığını ve acele etmezse kül olup gideceğini anlamıştı. Zarar korkunçtu. İtfaiye yangını söndürdüğünde yangın sigortası bulunmayan dairesinde işe yarayacak pek az şeyi kalmıştı.
  İyi ki, bankada biraz parası vardı. Annesinden de yardım alabilirdi gerekirse. Kendine ev aramaya başlamıştı. Ne G film şirketinden, ne de sapık katilden falan söz etmemişti kimseye. O filmleri izledikten sonra polis korumasına pek güvenemez olmuştu. Ayrıca her şeyi göze alır bunu yaparsa gazetelerin ve televizyonun baş köşelerinde görünür ve bir daha iş yeri falan kuramazdı geri kalan hayatında. Susmuştu.
  Geçici olarak kaldığı bir arkadaşının evinde siyah maskeli sapık katil tarafından ilk tecavüze uğramıştı. Adam elini ayağını bağladıktan sonra kendisine sabaha kadar defalarca tecavüz etmişti. Teninde on bir kez sigara söndürerek üstelik.
  Senaryoya uygun eylemde bulunması gerekmekteydi. Durmadan şehirden şehire, evden eve geçerek sapık katilden kaçmaya çabalayacaktı. Binbir önlemle gittiği her yerde enselenmişti. Cep telefonu, kredi kartı kullanmadığı, bir sürü vasıta değiştirdiği halde nasıl olup da yakayı ele verdiğini anlamıyordu. Bu Bursa’daki son ev en uzun kalabildiği yer olmuştu. Otobüs yolculuğu sırasında Istanbul’da yaşayan, liseden arkadaşı olan Bursalı Fahriye’nin boş duran iki odalı döküntü dairesini kiralamıştı. Hem de yedi yüz lira aylıkla. Bir kez yüklü alışveriş ederek eve kapanmıştı.
  Fahriye’nin birkaç yüz adet kitabı vardı. Kız bir çoksatar okuma gurusuydu maşallah. Onları okuyarak, aldığı votkalarla ara sıra kafayı çekerek tam on yedi gün geçirmişti. Yemekler tükenmişti. Son ekmeği dört gün sonra küflenme arifesinde yemişti. Peynir, sebze, makarna bitmişti. Dün öğlen çay yaparken tüp son nefesini üflemişti. Bugün tek yediği şey dolabın arkasına düştüğü için yeni farkettiği bisküvitlerdi. İçme suyu da bitmişti. Musluktan su içmekteydi.
  Daha önce nereye giderse gitsin enselenmesi iki günü geçmezken burada on yedi güne ulaşmıştı. Göstermişti gününü puştlara. Fahriye ile bir raslantıyla otobüs terminalinde karşılaşmışlardı. Kıza kocasından kaçtığını söylemişti. Ağzını tutacaktı yani. İlk aylığı peşin vererek kızın yüzünü güldürmüştü. Böylece peşindeki andavallıları atlatmıştı. Bunun senaryo icabı olduğunu nasıl bilebilirdi ki.
  İçeri gittiğinde adamlar bıraktığı yerde durmaktaydılar.
  “Şimdi ne olacak?”
  “Filmin bütün sahneleri tamam.” Dedi rejisör duygu taşımayan bir ses tonuyla.  Final hariç. İki çeşit final mümkün. Birincisi, siz burada kurtuldum artık derken sapık katil tarafından bulunup öldürüleceksiniz. Tabii akıl almaz işkencelerden geçtikten sonra.”
  Aslı feryad edecek gücü bulamamaktaydı kendisinde. İkinci katta olmasalar kendini camdan atmayı deneyebilirdi, ama maalesef o imkânda mevcut değildi.
  “ikinci bir seçim de söz konusu haliyle.”
  “Yüzüme kezzap döküp, kıravatla boğazım mı sıkılacak?”
  Eliyle değil anlamına bir işaret yaptı rejisör. Yakışıklı değildi, ama atletik bir yapısı vardı. Yüzü de hiç fena değildi. Kocası olacak uyuzun ilk yıllarını biralarla her tarafını şişirmediği halini andırmaktaydı biraz.
  “G film şirketini birine tavsiye edeceksiniz.”
  Aslı uyduruk bir kurtuluş umuduna sarılmaya korkarak, “Nasıl yani?” diye sordu.
  “Şöyle. G film şirketini bir arkadaşınıza tavsiye edeceksiniz. O kadar.”
  “Ne olcak o zaman?”
  “Sapık katil tam sizi öldürmeye çabalarken gözüpek bir komşu gelerek adamı bayıltacak. Adam sizle ilgilenirken katil kaçacak. Kurtulacaksınız.”
  “Tavsiye ettiğim arkadaş?”
  “İlk dört filmden acaip zevk alacak ve sonra onun oynama sırası gelecek.”
  “Yani?”
  “Evet iyi tahmin ettiğiniz gibi bu bir toplumsal döngü. Sonra onun sırası gelecek. Birine tavsiye ederse sağ kalacak, etmezse öldürülecek.”
  Dikenli bir sevinç kalbini tırmalamaktaydı Aslı’nın. Bir yıl önce olsa kendisini bir arkadaşıyla aldatan kocasına tavsiye ederdi G kulübünü, ama zamanla ilk öfkesi solmuştu. Adam ona iyi davranmış bir sürü pahalı eşyasını almayarak kullanmasına izin vermişti. Yanmış gitmişti sonunda hepsi.
  “Hiç birinci final şeklini seçen oldu mu?”
  Rejisör saygıyla başını salladı. “İnançlı olanlar. Vicdanlarının sesine kulak verenler. İdealistler. Tek tük de olsa böyleleri çıkıyor. O zaman üyeden üyeye geçen köprü sonlanıyor. Sıfırdan üye bulmak çok zor bir işlem. Şimdi burada konu etmemize gerek yok.”
  Rejisör sol pantolon cebinden bir telefon çıkartıp kendisine uzatınca Aslı otomatik olarak alıverdi. Sokakta düşürdüğü telefonuydu. Kapağını açtı. Çalışıyordu. Bitmek üzere olan şarjı yenilenmişti. 
   “Haydi zaman az. Kaç izleyici sizi bekliyor. Lütfen kararınızı verin.”
  “Neden, neden bu kadar kan… Ve şiddet var?”
  “Oyuncuların bilinçaltları böyle. Doğaları icabı yani. Benim elimden ne gelir. Ben insani güdülerin peşinden giderim. Filmlerin akılalmaz derecede etkili olması bu nedenden. Haydi çabuk olun lütfen.” 
  Aslı adres listesindeki kimseleri gözden geçirirken kendini makasıyla insanların hayat ipliğini kesen o yunan tanrıçası, adını hatırlamıyordu şimdi, gibi hissetmekteydi. Parmağı kocasının ismi üzerinde durakladı ve geçti. İşten atılmasına sevindiğini gizleyemeyen sekreter parçası Füsun. İki küçük kızı vardı. Eski müdürle başbaşa kahve içtiklerini yedi düvele duyuran Hayriye. Çenesinin düşüklüğü dışında iyi bir insandı. Aldığı borcun üstüne yatan Jale. Kadının başında bin bir problemi vardı zaten. Meram adının üzerinde durdu ve yeşil düğmeye bastı.
  Meram bir ara en yakın arkadaşıydı ve kocasını baştan çıkarabilmek için bir sürü fırıldak çevirerek sonunda başarıya ulaşmıştı. Eh, kendi de uygun bir fırıldağı hak etmiş sayılırdı. Bekardı da üstelik üç hafta öncesine kadar. Telefon çalarken inşallah evde yoktur diyen yanı çok sönüktü. Bencil genler direksiyondaydı.
  “Alo, benim, Aslı. Şaşırttım seni. Nasılsın görmeyeli. Yok canım. Yok canım şimdi eski defterleri açmaya… değil mi canım. Geçti hepsi. İyiyim iyiyim. Bil bakalım seni ne için aradım.”
  Aslı hat kapanınca telefonu ne yapacağını bilemedi ve divanın üstüne fırlattı.
  “Yeni üyemiz katıldı aramıza.” Dedi Rejisör. “Çok ikna edici konuştunuz.”
  Aslı, Meliha’nın filmden bahsettiği anları hatırlamıştı. Nasıl olmuştu da heyecanını farkedememişti. “Ne olacak şimdi?”
  Katil sizi öldürmeye geldiğinde ondan kıllanan uyanık komşu gelecek ve sizi kurtaracak. Adam sizle ilgilenirken bayılttığı katil sıvışacak. O da az önce birine G film firmasını tavsiye etti. Bu kapıdan çıkar çıkmaz sizi de, yaptığı işi de unutacak. Bir yerde karşılaşsanız bile ikiniz de bir şey hatırlamayacaksınız. Kimlerle kol kola giriyor ve kahve falan içiyorsunuz bir bilseniz. Neyse… On dakika içinde serbest biri olacaksınız. Bir ikramiyeyle üstelik. Komşu sizi çok beğenecek. Hiç bozuntuya vermeyin ve sizi teselli etmesi için yeşil ışık yakın.”
  Aslı kendini çok kirli hissediyordu. Duşa girip bir saat sabunlanmak istiyordu. Rejisörün paçayı kurtarmak için birini yakacağından yüzde yüz emin olması yüzünden gururu sandığından fazla incinmişti. “Hepsi bu mu?”
  “Evet. G şirketiyle işiniz bitti. Size tavsiyem bundan sonra insanlara çok iyi davranın. Kendinizi sevdirin. Düşman kazanmamaya çalışın. Şirketimiz giderek popülerleşiyor. Kimler üyemiz bilseniz dudaklarınız uçuklar. Oynayanların sayısı hızla çoğalıyor. Belli olmaz telefon numaranıza sahip olan biri sizi arayabilir. Birazdan G filmleri kiraladığınızı unutacaksınız. Biri size tavsiye ederse ilk defa olduğu gibi açık hedef durumunda bulunacaksınız.”
  Aslı küçük şoku atlatmaya çabalarken aklında bir lamba yandı. “Bu benim ilk filmim mi?”
  Rejisör kendine çok yakışan bir şekilde tebessüm etti. “Aslı hanım şirket sırlarını dışarıya vermemiz kesinlikle yasaktır.”
  “İlk filmim mi dedim?”
  Rejisör sus anlamına dudaklarını büzdü ve kenara çekildi. Oda kapısında siyah elbiseli, siyah maskeli sapık belirmişti. Elinde kocaman bir bıçak vardı. Aslı donmuş kalmıştı. Adam üzerine doğru yürürken girişte geniş omuzlu iri yarı komşu göründü. Eliyle korkmaması için işaret etti.
  Aslı kendinden hiç beklemediği bir şeyi yaparak bayılıverdi. İnşallah güçlü kuvvetli bir erkeğin kollarında ayılacak ve bütün bunları unutacaktı. Unutmazsa hali haraptı.
                                                                                                                  

                                                                                                                                   Amsterdam 2008
                                            

16 Mart 2019 Cumartesi

Sadık Yemni Sözlüğü - 2019

Mart 2019 itibarıyla:
Sadık Yemni SÖZLÜĞÜ

Tirildeme: Türkçe’de İngilizce deki Thriller kelimesinin karşılığı 1996 yılına kadar yoktu. Gerilim, korku, polisiye tanımları yetersiz kalmaktaydı. Bizde tiril tiril gömlek, pantalon denir ya. Bu dikkatimi çekti. Thril ve Tiril kelimeleri arasında ses benzerliğinin yanı sıra anlam benzerliği olduğunu da keşfettim.Tirildeme kelimesi sözlükte hazırdı yani. Kendini tedavüle sokacak birini bekliyordu.

Tirildetir şeklinde de kullanılabilir.

Cümbüşlü Tirildeme: Action thriller için önerdiğim bir deyimdir.

TÖHAF: Tam Özerk HAyal Film. Bütün araştırmalara, antidepresan yıpratmalarına rağmen beynimizde henüz özerkliğini koruyan bölgeler olduğu biliniyor. Tam Özerk HAyal Film şirketi. Bir kitabı okurken ya da bir öyküyü dinlerken beynimizde bu bölgenin yarattığı sadece bize has filmlere verdiğim isimdir. 2008 yılı mamulatı.


İdeaot:
İdeaot’u 2003’te otomatize edilmiş idealar, düşünceler, tasavvurlar ve hatta biraz da soyutun güzelliğinin doğurduğu aşk anlamına türettim. İdeaot’a giden yolun iki öncül basamağı vardı. Robot ve Biot.

Robot: Robot kelimesi ilk kez Çek yazar Karel Čapek tarafından 1920’de yazdığı Rossum’s Universal Robots adlı tiyatro oyununda kullanıldı. Çekçe robota kelimesinden yararlanmıştı. 1933 yılında Karel Čapek bir arkadaşına yolladığı mektupta robot kelimesini kardeşi Josef’in uydurduğunu yazmıştır.
Asimow’un yazdığı öyküden yapılan I Robot, Robocop ve A.I, Artificial Intelligence, Star Wars filmleri en tanınmış robot filmleri olarak tarihe geçti. Ben nedense en çok I Robot’u severim. 

Biot: A.C. Clarke, 1973’de yayımladığı Rama’yla Randevu adlı kitabında biyolojik robot olan biotlardan söz eder. Bunlar organik malzeme dolu bir denizden türüyorlar, tamirat, yedek parça temini, teknik bakım, temizlik vb. gibi görevleri yerine getirdikten sonra bu mini denizde çözülüp gidiyorlardı.
  Oysa bütün sonsuz değişkeleriyle yaşam Rama’ya gelmişti. Eğer bu biyolojik robotlar canlı değillerse, çok iyi birer taklit oldukları ortadaydı.  
  ‘Biot’ kelimesini kimin bulduğunu kimse bilmiyordu. Sanki bir anda kendiliğinden ortaya çıkmış ve herkes tarafından kullanılmaya başlanmıştı. Bu duruma göre ana girişte Pieter, şef Biot gözcüsü oluyordu. Ve onları inceledikçe bazı davranışlarını anlamaya başladığına inanıyordu.
                                        Arthur C. Clarke, Rama’yla Buluşma, İthaki yayınları,1999

İdeaot: Tasavvurlardan yapılmış, düşüncelerden örülmüş robotvari sistemler, simülasyonlar için bir sözcük ararken parmaklarım 2003 şubatında ansızın İdeaot yazdı.  Sezildemliğim, İdeaot’un bir kez kurulduğunda tüm evreni, evrenlerin tümünü birbirine bağlayan mana köprüleriyle eklemlendiğini fısıldıyor. 
Evren denen matrix’in içinde olmak, bu tür bir tasavvurhanenin, düşomatın, hayalmatiğin azası, bileşeni, parça buçuğu kesilmek çok katmerli bir gerçekliğe açılan sayısız eşiklere de yakın durmaktır o halde.
 İnanılmaz derecede muhteşem bir bütünün bitmez tükenmez tünelleri, salkım saçaklı kabul salonları ve de en önemlisi sayısız farkındalık düzeyleriyle tanışmaya davetliyiz.
Dünyada ilk kez 2003’de yayımlanan Çözücü adlı kitabımda kullanılmıştır.

                                  
Fikir Yongalama: Ehliyetli düşünme ya da felsefe demlemek. (2006)
Amsterdam’da kurduğum think tank grubuna Fikir yongalama Kulübü adını verdim. 2006 Kasım ile 2008 Aralık tarihleri arasında ayda iki defa olmak üzere toplanıldı ve bir çok dünya meselesi incelendi.

Akaşanlar: Akaşik sistemin (levh-i mahfuz ya da evrenin hard diski) her insan için tahsis ettiği duyarlı kayıt öğesi.
                                               
Cepcepniler: Ufak tefek eşyaları, zamanı ve hatta anıları tırtıklayıp paralel evrenlere götüren getiren minik yaratıklar.

TekinsizX : Paranormal, metafizik, iyi saatte olsunlar, doğa üstü
olayları fantastik, bilimkurgu, polisiye üslupla harmanlayan edebiyat türü. 2009 mayısında genel bir terim olarak beğenilere sunulmuştur.

İnşallahvaristan : Evrenin en ücra köşesinde bile olsa mevcut olmamasından için için endişe duyduğumuz yer. Bütün ütopyaların beşiği. (2010)

Sezildemlik: Sezgilerimizin demlendiği ve yaratıcı coşku kazandığı hayali kap. Beynimizdeki sezgi üreten bölge. Gönül.

Vehimiçi: Çevrimiçi teriminden yararlanarak PARANOYA karşılığı için türettiğim bir terim. 2010. Vehim halinde online olmak kastediliyor.

Tebdilcinler:  Tebdil etmiş cinler. Daha çok dişi olanları tarafından insan vücutları kullanılarak yapılan işlem. (Bu başlıkla bir öykü ve kısa bir film mevcut)

Cinofreni: Cinlerin neden olduğu şizofreni vakaları için uydurduğum tıbbi terim. (2014) Bu başlıklı öyküm Gölge Dergisi’nin 86. Sayısında yayınlandı.

Canaksi: Varoluşumuzun duygu belli etmeyen bir kopyası. Bir çeşit sağlaması. İlk kez Akisfer (2011) adlı romanımda kullanılmıştır. 2009 yılı yapımıdır.

Takatrik: Takatı kesik anlamına.

Tevekkülon: Foton, Graviton’dan esinlenerek, tevekkül zerrecikleri anlamına.

Tesirlilik : Etkinlik sözcüğü faaliyet anlamına gelmez. Etkinlik’in eşanlamlısı Tesirliliktir. Kültürel tesirlilik, öğrenci tesirlilikleri şeklinde kullanılabilir.

Jüpiter Etkisi: Başlangıç aşamasındaki yazarları daha hızla kaliteli yazmaya yönelten yönteme verdiğim ad. (Pek yakında ayrı bir kategori şeklinde izah edeceğim)

K∞: Kitaplardan taşan ve sonsuzluk hissiyatımızı depreştiren rayiha. (2013)

Bedkorku: Hard Core Horror anlamına. Kanlı bıçaklı olanı (ucuz ve yavan malzemeyi kastetmiyorum) değil ama. Zihnen, moralman çökerten, umarsızlık uçurumlarının dibini seyrettiren korku metinleri anlamına. (2014)

Eskidem: Antika ya da eski eşyalar için uygun gördüğüm bir kelime.

Fotonella: Fotonlardan yapılmış insan gibi programlanmış bir genç kadın. Türünün ilki. (2013)

Kemgerçeklik: Kelek durum silsileli gerçeklik.

Düşünce yalpalaması: Kararsızlık.

Exogazelci olmak: Hariçten gazel okumak

Korkulobin(Hemoglobinden) Damarlarında korku zerreciklerinin cirit atması. (2008)

Kurulu düzen: Patronsaray-İşçibahçe maçı

Merakson motoru: Çocuksu ve bilimsel merakı fazla olan marka

Birliktelişim (Rezonans için)

 Metakeramet: Keramet ötesi.

Sekizbenlik: Paralel evrenler arasında bir gerçek evren ve yedi kopyası ile çalışan sistem. İlk kez Ölümsüz’de sözü geçmiştir. Hiçbir iddiası olmayan bana ve dalgaboydaşlarım olan okurlarıma has sözlük kurulmaya devam edecek. Daha onlarca kelime yerini beklemekte. Bu kelimeler serbest çağrışıma salınmışlardır. Kullanıma açıktır. (2003)

Vicdanölçer: Vicdanmetre de dense yeridir.

Algımetre: Algıölçerlilik

Niyet pencereleri: Gözler

4 kategori insan:
Dedi ve Koducular
Demedi Koducular
Dedi ve Komadıcılar
Demedi Komadıcılar

Kıllı tasarım:  Darwinizm.  (Akıllı tasarımın zıddı)

Cypher Hapı: 2. Ortaçağ’da, yani günümüzde insanı bireylikten sürülüğe indirgeyen hap. Mavi ya da kırmızı değil. Kahverengi Hap. Ne olup bittiğini pekala bildiği halde başını kuma gömenlerin gözde hapı. (2010)

Mor Hap:  Matrix filminde kırmızı hap gerçeği, mavi hap sanal gerçeği temsil ediyordu. Oysa asıl gerçeklik için bu iki hapı bir arada yutmalıdır. (2007)

Phantomat (S.Lem’den): Hayalmatik ya da Düşomat. Tasavvurhane bile olabilir pekala.

Miyavor: Kedilerin en çok istedikleri üç şeyin tek kelimeyle ifade edilişi. Sıcak, kucak ve kayıntı. (2010)

Kahır bandı: Kahır yüklü ortam.

Haya kırıklığı: Ahlaksızlaşma, duyarsızlaşma.

Turfandacon : Neocon

Paranın haysiyetini yitirmesi: Vahşi kapitalizm.

Can aynam: Sevdalım.

Mışıl mışıl tozları: Melatonin.

Bigbangdaşlık : Bigbangle başlayan dostluk.

An dondurması : Fotoğraf karesi

Beyinosfer: Zihinsel

Demirzâr – Demir gibi sert, ama diğer yandan zâr gibi ince, duyarlı, ağlayan, inleyen anlamına. Bir roman kahramanımın adı.

Moral karartması: Şiddetli moral bozukluğu

 
Bize Has Bir Medeniyet telakkisi bağlamında türettiğim sözcükler

AKİD : Dünya değişiyor ve yeniden yapılanıyor. Her ülke bundan çeşitli şekillerde etkileniyor. Eskisi gibi kalmak, eski statükoyu  sürdürmek mümkün değil gibi görünüyor. Partiler gelir geçer. Kalacak olan Büyük Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bağımsız bir bakışla, 21. yüzyılda  ‘Yeni Türkiye’nin medeniyet modeli sloganlarından biri olması umuduyla AKİD’i tasarladım.  (2013)

AKİD nedir?

A – Ankara : Ankara Duruşu. Ankara artık oyunlarla sürüklenen bir ülkenin başkenti değil. Kendisi de oyun kuran, ağırlığı olan Ankara, politik ağırlığının yanı sıra dünyaya verebileceği kültür mirasıyla iftihar etmektedir. Kendine güvenen ve kültürüyle iftihar eden bir duruşa sahiptir.

K – Konya : Konya Kriterleri. Bu terim 2005 yılında tarafımdan ortaya atılmıştır. Mevlana’nın eşsiz eseri Mesnevi’den hareketle üç temel maddeye sahiptir. Küresel Merhamet, Hoşgörü ve Hakkaniyet.
 
İ  - İstanbul : İstanbul Hoşgörüsü. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinden sonra azınlıklara ve gayri müslimlere gösterdiği hoşgörü, verdiği hakları ve ünlü fermanını temsil eder. Başta Avrupa’da olmak üzere sinsice bedenlenen apartheid’e karşı çok ciddi bir panzehirdir.

D – Diyarbakır: Diyarbakır Bildirisi. 1950’lere kadar ciddi bir Türk nüfus barındıran  Diyarbakır, Türk-Kürt işbirliğini ve kardeşliğini temsil eder. Diyarbakır Bildirisi tek maddeden oluşur. ‘Türkler ve Kürtler büyük, etkin ve kalıcı bir refah bölgesi tesisi için sonsuza kadar el ele vermiştir.’

Beyaz Cumalar: Robinson’un Maddi Refah Adası’na (refah ülkeleri) göçen eski tanımla üçüncü dünya, yeni tanımla yeterince kalkınmamış ülke insanlarından bazıları (bizde örneğin beyaz Türkler) kendilerini Robinson’un eşdeğeri  addeder. Oysa Robinsonlar nezdinde Cuma’dır. Beyaz bir Cuma.

Samsa ve Faust Kapıları: Robinson’un Maddi Medeniyet Adası’na (Batı’ya) girişte iki kapıdan birinden geçilir. Samsa ve Faust kapıları. Samsa Kapısı’ndan geçenler için eninde sonunda böcekimsi bir yaratığa dönüşmek mukadderdir. Faust kapısı ise çok daha az sayıda ayrıcalıklı kimseye görkemli bir hayat sunar. Bunlar zamanla çatallı kuyrukları ve toynaklı ayakları olan yaratıklara dönüşür. Bir aralar  Üçüncü Bir Kapı daha vardı. İnsana insan kalmayı vaadediyordu, ama şu sıralar tamirde. (2013)

Modernitenin Sözümona Üçüncü Kapısı ve gerçek Üçüncü Kapı için Üçüncü Kapı başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim. (2016)

SiMA: (2013) yapımdaJ

COP: Cumhuriyetçi Oligarşik Parti. Kültürel iktidar ve vesayetin yarı resmi partisi. (2009)

Noktacan: Yeni zamanlarda her an nerede olduğu bilinen, gizlisi saklısı olmayan özne. (2012)

Nazarzede Kliniği: Synopticonun yaygınlaşması. Her an gözlenir durumda kalan insanın bunaltısı.

Nârname: İkbal elde etmek amacıyla Şeytanla yapılan anlaşmanın metni. (2015)

FOS: Faşist Oryantalist Sol (2015)

YOK: Yerli Oryantalist Kepazeler (2015)

GEZİLEPSİ: (2017) Aradan geçen bunca zamanda Gezi Olaylarında Küresel Sermayenin, Batılı ülke ve gizli servislerinin, FETÖ’nün, Nusayriler’in, rahmetli Atilla İlhan’ın ünlü kadrosunda yer alan bazı aydın, siyasi, medya mensubu, akademisyen vb.’nin başat rolünü inkâr edenler için konmuş bir teşhistir.  

GEZİLEPTİK şeklinde de kullanımı var.
GEZİLEPSY şeklinde yabancı dilde de söylenebiliyor.

NATÖ: (2016) FETÖ ve o çizgiden olanların sahibi. PKK, PYD, DEAŞ ve El Kaide’nin patronu.

Entelhempalar: Milli ve manevi değerlerden iyice kopmuş, Batı kültür potasında erimiş, oradaki muhtevayla hemhal olayım derken cüruflaşmış entellerdir. Pozitivist, sosyal Darwinist takılırlar. Nekrofil fikir mezarlığında gezinmeyi severler. Yaşarken mevtalaşmışları, zombilektüelleşmişleri mevcut malum. Tarih bilincinden yoksunluk çekmeyi mahalleye sadakat olarak nitelendirirler. Ülkesinden nefret eden, her fırsatta yabancı medyaya asılsız şikâyetlerde bulunan zatı muhteremdirler. Karikatür krizlerinde ifade özgürlüğü sevdalısı maskesiyle karakültürleştirme polenleri salarlar. Ülkelerinde zor hayatları varmış numarası çekerler. Gizli açık terör destekçileridir.
(Kısa tasvir – 2016)

Karakültürleştiriciler: Karikatür krizinde kasıtlı olarak kriz çıkartan islamofobi fabrikatürlerinin tarafını tutan entellere verilen sıfat. (2005)

Kafkaeskileşmişlik: Kafka’nın kendi sorunlarını direkt olarak dile getirmemesinden kaynaklandığı iddia edilen bir terim var. Kafkaesk, endişe ve karamsarlık anlamına kullanılıyor. Eski Türkiye’nin sol-liberal-jakoben formatlı aydınları şu anda iyice kafkaeskleşti. Esas dertlerini dile getirme yetilerini yitirmiş gibiler. Çağ dışı kaldılar. Sorunlar üzerine sorunlu metinler yazarak boşa kürek çekiyorlar.(2016)

Porselen Yazarlar: Projeleşen ve projeleşme potansiyeli ve isteği taşıyan yazarlara verilen isim. (2016)

TÜM: Türkiyeli ve Müslüman (2009)

Hoşkatlanı: Farklılıklara, sürekli yapılması halinde rahatsızlık veren bazı durumlara anlayış gösterme hali. Tolerans’ın karşılığı müsamahadır. Hoşkatlanı müsamahanın bir dalı. Metazori Katlanı da var. Katlanmamanın elimizde olmadığı haller. Hoşgörü Doğu’ya has aşkın bir anlama sahip. Yaratandan ötürü hoş görmek. Batılı anlamdaki toleransı karşılamıyor bu haliyle. (2004)

Tordemir : Temsili olarak ‘Demirağ’ şeklinde nitelendirilen, insanları modern köle yapan, özgürlüklerini sınırlayan, virtüel âlem ve algı yönetimi alanlarını yani çağın zihinsel ağlarını kontrol eden otoriteryan, kabalist, baskıcı ağ ve bunun yarattığı sistem. Yeni zamanda Dijital Kafes.(2013)

Tepefaizgöz: Faizle ve tefecilikle büyük kapital edinenlerin önde gelenleri. (2015)

Hal Efendisi: Postmodernizmin pençesindeki insanın hayatını A’dan Z’ye tanzim eden merci. (2012)

Oyuneri: (2016) Bilgisayar oyunu bağımlılarına verilen ad.

Kod A:  - Ağrıyan adlı romanımda yerini belirttiğim muhteşem tözün esinlemesiyle - ‘Eğer dünyanın küresel vicdanı bir dağ gibi heybetle yükselmiyorsa, orada dirlik, insani düzen ve merhametten söz edilemez.’ (2011)

GlobeHyde: Küreselleşmenin insan sevmez yüzü. (1999)

GlobeJekyll: Küreselleşmenin insan sever yüzü. (1999)

İslamofobi: Batı’da ırkçılığın ve neo-kolonyalizmin yeni maskesi, İslam coğrafyasını ekonomik ve siyasi yönden baskı altında tutma projesinin kilit lafı. Irkçı-siyonist güdümlü avanta tezgâhı.

Homoturcus: ‘İnsan Türk’ anlamına. 1987 yılında tedavüle sürülmüştür. 

Konya Kriterleri: Bu terim 2005 yılında tarafımdan ortaya atılmıştır. Mevlana’nın eşsiz eseri Mesnevi’den hareketle üç temel maddeye sahiptir. Küresel Merhamet, Hoşgörü ve Hakkaniyet.

Homo Kul : Harari’nin Homo Deus- İnsan Tanrı adlı kitabına yazdığım eleştiri metninde ilk kez ele aldığım bir terim.(2017) Homo Deus’un anti tezi. Bütün dindarları kapsar.

 

The Enteloid: The Enteloid bir dünya figürüdür. Küresel aklın fikir işçisidir. Her ülkede bulunur. On dokuzuncu yüzyılda Batı’da imal edildi. Yirminci yüzyılda en parlak devrini yaşadı ve şu anda şu anda miyadı dolmak üzere. The Enteloid bilerek ya da az bilerek küresel aklın hizmetinde olan bir aydın tipidir. Başındaki The eki bu nedenle takdir edilmiştir. Belirli bir ideolojisi yoktur. Her görüşün, grubun içersinde bulunur ve bulunduğu yerin normlarıyla konuşur. Muhafazakâr, pagan, solcu, liberal, milliyetçi, nasyonal sosyalist vb. olabilir. Birbirlerine karşı gibi görünmeleri yüzeysel bir bir makyajdır. Üst aklın hizmetinde tek beden halinde hazıroldadır.  The Enteloid tanımı gereği sahip olduğu diploma, meslek ve makama rağmen ağır cahildir. Aldığı eğitim bu mertebeye erişmesinde yardımcı bir işlev görmüştür. The Enteloid’in basireti bağlı, feraseti kesat ve ahlakı firelidir. (Ocak 2019)


Çekimdışı Sözcükler Kutusu - 1

İnsanlar çevrimiçi ve çevrimdışı olarak iki gruba ayrılır. Çevrimdışı olmak, devrimdışı olmak, yani devredışı kalmaktır.

Merak aklın nefes almasıdır. Verdiği nefes de esindir. Nefesin toplandığı yer sezildemliktir, sezginin demlendiği yerdir, yani gönüldür.

Esaret ve serbestlik çoğu kez hafızanın oyunudur.

Akıl, çoğu kez gerçeğe ancak onu yamultarak ve kısmen reddederek tahammül edebilir.

Tanrının içimize üflediği nefes gözeneklerimizden dışarı sızıyor. İnsanlık yeniden çamura mı dönüşüyor?

Mizah zekâ gölünün yüzeyindeki yakamozlardır.

Firketeli okurlar debisi (kadın okurlar için)

Gevşek somya rehaveti

Mendebur istisnalar

Cerahatli ruhlar

Heyecan muhiti

Karakter sirkeleşmesi

Bütünü sezmişlere has hovardalık

Bakış kokutanlar birliği

Beyin hücreleri göçü

Hayatını yanlış yerlere parkedenler kulübü

Mazo-tiryakilik.

Yorgun izzeti nefisler

Müstesnalara açılan sır halvetleri

Kaliteli-aza kanaat edenler

Moleküler Muhabbet

Hasbelmeslek

Zamandan azadeliğe ramak kala müstehziyim



Çekimdışı Sözcükler Kutusu – 2

Hatasız homo olmaz  - Şubat - 2018

Lineer Sabır – Aralık 2017

Hayat çelişkilerle müstakildir – Mart 2018

Beyin hücreleri göçü

Laf çorabın mı kaçtı?

Rüyalar beni sana sallatan salıncaklar.

Hayaldentüremişne varsagiller = nesne - 2008

Mendebur istisnalar

Müstesnalara açılan sır halveti

Heyecan muhiti

Yollara kalp döşeyen niyet

Hayırcası harikadır

Kaliteli aza kanaat

Bastırılmış duygu pastırması

Cerahatlı ruh

Hasbel meslek


Çekimdışı Sözcükler Kutusu – 3

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar. Tek diş ama maşallah vampir dişi. Ölümsüz ve kan emici. -  Aralık – 2018

İlham en hakiki (Drug) kafadır.  - Mart 2019

İstikbal marşı korosuMart 2019

                                         ------------------------------





10 Şubat 2019 Pazar

Silisyum ve Türkler





Dijital Uygarlığın Bodrum Katı
Her yerde izlenebildiğiniz, düşüncelerinizin tamamının taranabildiği, bulunduğunuz şehirde milyonlarca kişilik nüfus barınmasına rağmen ilişki kurabileceğiniz arkadaşlarınızın sınırlandığı, evlenme-çocuk yapma ruhsatınızın olmadığı, duruma göre kafanızı bayıltan yada ayıltan halüsinojenik maddelerle üç boyutlu bilgisayarlarda interaktif oyunlar oynayarak vakit geçirdiğiniz, rüyalarla, oyunlarla gerçek hayatın iç içe geçtiği, kaldığınız hücremsi barınaktan haftada ancak bir kez kısa süreliğine dışarı çıkabildiğiniz, yediğiniz, içtiğiniz her şeyin bir şirket tarafından tespit edilip karşılandığı bir ortamı hayal edin. Hayata anlam veren kelimelerden ruhun çekildiğini, konuşmanın anlamsızlaştığını, yazılı metinlerin barındırdığı mananın söndüğünün farkında bile değilsiniz. Bebeklikten itibaren başka bir hayat tanımadığınız için size çok olağan gelen bir düzenin içersindesiniz.

Orwell’ın ünlü 1984 romanı benzeri distopik bir metinden alınma değil bu okuduğunuz satırlar. Şu anda simülasyon çalışmaları son hızla süren ve yakın gelecekte içine düşme ihtimalimizin çok büyük olduğu Dijital Uygarlığın bodrum katından bir sahneyi canlandırmaya çalıştım.

Yapay Boş Vakit
Yapay zekânın yakın gelecekte insanları kitlesel olarak işsizliğe sürükleyeceği artık bir varsayım değil. Küresel ölçekte istihdam edilemez işsiz bir sınıfın ortaya çıkması kimilerince olumlu yanlara da sahip. Beşeri ihtiyaçların tümüyle karşılandığı bir dünyada hiç çalışmayan insanların spora, sanata, bilime ve hobilere daha çok zaman ayırabilerek bir çeşit cennet ortamında yaşayacakları hayal ediliyor. Olumsuz bakış ise boş oturmaktan sıkılacak olan kitleleri mesele yapıyor. İnsanları çığrından çıkmamaları için uyuşturucu ve bilgisayar oyunlarıyla oyalamak, zihinlerini sanal âlemlere hapsetmek şeklinde çözüm reçeteleri yazılıyor.

Köhne Bir Algoritma:Homo Sapiens
İsrailli tarihçi Yuval N. Harari ünlü Sapiens(2011) adlı kitabından sonra Homo Deus –İnsan Tanrı – Yarının Kısa Bir Tarihi  (2015)  adlı kitabını yayınladı. Bu kitap diğer benzerleri gibi bizi bir yandan yakın gelecekte vukubulacak tekinsiz gelişmeler için uyarıyor, diğer yandan da ‘alışın yavaş yavaş’ diye sırtımızı sıvazlıyor. Homo Deus’tan kısa bir alıntılama yapalım.

Tarih insanın Tanrı’yı icat etmesiyle başladı ve Tanrı’ya dönüşmesiyle son bulacak.
Her insanın iyiyi, güzeli, anlamlıyı ayırdedecek özgür bir iradeye sahip olduğu fikri terk edilmelidir.
Dataizme göre insan deneyimleri kutsal değildir.
Homo Sapiens yaradılışın zirvesi değildir ve Homo Deus’un öncüsü değildir. Homo Sapiens köhne bir algoritmadan ibarettir.

Dataizm kâinatın veri akışından ibaret olduğunu ileri sürüyor. Dataizm matematik kurallarının hem biyokimyasal, hem de elektronik algoritmalara uygulanabildiğini de göstermiş durumda.. Hayvanlarla makineler arasındaki geçilmez addedilen duvar yıkıldı yıkılacak durumdadır deniyor. Elektronik algoritmalar biyolojik algoritmaların sırrını çözerek onlardan daha üstün hale gelebilir yani. Ray Kurzweil’in Humanity 2.0 – İnsanlık 2.0 başlıklı kitabını hatırlayın. Homo Sapiens 1.0’dı. Yerine geleceğin 2.0 olacağını ilan ediyordu. İnsan veriyi damıtarak bilgiye, bilgiyi kavrayışa, kavrayışı bilgeliğe çevirmekle yüklüydü. Ancak artık zamanımızda veri akışıyla baş edilemiyor. Vaktimiz ekran başında berhava oluyor. Kafamda bir çip olsa da bu bilgileri istediğim zaman bütünüyle kullansam ve hiç unutmasam diye düşünmeye çoktan başladık.  

Neo-Zeuslar
Homo Deus kitabının 59. Sayfasında İnsan Tanrı’nın oluşumu şöyle anlatılır:
Tarih boyunca tanrıların her şeye muktedir olmaktan çok, canlı varlıklar tasarlamak ve yaratmak, kendi bedenlerini değiştirmek, çevreyi ve havayı kontrol etmek, uzaktan iletişime geçebilmek ve zihin okumak, yüksek hızlarda seyahat etmek ve tabii ki ölümden kaçarak sonsuza kadar yaşamak gibi belirli süpergüçlere sahip olduğuna inanılırdı. İnsanlar da tüm bu kabiliyetlere, hatta daha fazlasına sahip olmanın peşinde. 
Stanley Kubrick son filmi Eyes Wide Shut – Gözleri Tamamen Kapalı (1999) filmindeki maskeli zatlar bunlar. Dünyanın yöneticileri. Neo-Zeuslaşmak için gün sayanlar. Bu zatlar henüz ölümlüler ve yerçekimi kanunlarına tabiler. Bunlar aşıldığında kimsenin karşı koyamayacağı mitolojik tanrı benzeri yaratıklara dönüşecekleri bir ân pekâlâ gelebilir. Bu kaçınılmaz olarak kendi aralarında çatışmayı da getirecek. Gücü az olan tebanın kaderi bu kötücül İnsan Tanrıların keyfine tabi olacak. Eskiden olduğu gibi stadyumlar kurulacak. 3D dev ekranlar da Tanrı İnsanlar yeniden canlandırılmış etçil dinazorlara kurban edilenleri ve  çarpıştırılan gladyatörleri izleyecekler. Oyun ortamında vuruşturularak sistemli bir şekilde telef edilecek olan bodrum katı sakinlerini de unutmayalım.


Asilomar Yapay Zekâ İlkeleri
FLI, Future of Life Institute  Ocak 2017’de California’nin Asilomar sahilinde Faydalı Yapay Zekâ başlıklı bir konferans düzenledi. Beş günlük faaliyet sonucunda 23 ilke saptandı. 23. İlke şöyle:
Süper yapay zekâ sadece dünya çapında paylaşılan etik değerlere hizmet amacıyla geliştirilmeli ve bir devlete, örgüte değil, tüm insanlara yararlı olmalı.
Yapay zekânın Magna Carta’sı denilen bu ilkeleri önemsiyorum. İnşallah burada yazılan gibi olur diyorum, ama cartayı çekmeye teşne ilkeler olduğunu düşünmeden de edemiyorum. Tarihte Batının önderliğinde teşkil edilen kurumları ve bunlara ait cafcaflı ilkeleri hatırlıyorum. Ayak bastığı yerlerdeki kültürleri yok eden, insan haklarını ‘Öteki’ bataklığında boğan, hümanizmi hümanioidleştiren ve Akdeniz’i binlerce göçmene mezar yapanların tüm insanlığın yararına çalışan ilkeleri hayata geçirmesi mümkün mü? Bu toplantıları önemsiyorum. İçlerindeki dürüst bilim insanlarının hakkını yemek istemiyorum.  Yalnız bu tür toplantıların insanları teskin etmek, endişelerini yatıştırmak ve sonu dijital diktatörlüğe varması pek muhtemel olan hedefe sorunsuz ulaşma amacı güttüğünden de kuşkulanmadan duramıyorum. 

Silisyum ve Türkler
Allah ana bileşeni silisyum olan balçığa ruh üfleyerek insanı yarattı. İnsan da silisyum çipe akıl rapt etti. Yüce yaratıcı bu gelişmelere izin veriyorsa yeni yaşam türlerine açılan kapı da aralık duruyor olabilir. O kapının ardında metafiziksizlikle harmanlanan 0 ve 1’lerden oluşan yapay zekâ dünya üzerinde henüz eşi emsali görülmemiş bir merhametsizliği sergileyebilir. Bizlerin, Müslümanların, Türklerin, merhamet bazlı medeniyet telakkisine sahip kimselerin bu gidişat hakkındaki düşüncelerini ve öngördükleri tedbirlerin ne olduğunu merak ediyorum. Türkiye’de kitlesel din eğitimi verenler öğrencilerini bu geleceğe hazırlayan bilgilerle teçhiz edebilecekler mi? Bunu yapmaya başladılar mı? Dünya ölçeğinde gelenekli inançlar ağır basabilecek mi? Zihin buran sorular bunlar.
                                                          ---