Faust etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Faust etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2019 Pazar

KAPI MESELESİ - Tordemir Yazıları









Kapitalist dünyada kategorilerin, geçilecek kapıların üç çeşit olduğu söylenir. Aslında kapılar iki adettir. Kifayet derecesi sıkça sorgulandığı halde Üçüncü Kapı’nın hâlâ popülerliğini sürdürdüğüne bakılırsa ne kadar başarıyla dizayn edildiği anlaşılır. Yakın gelecekte meşaleyi kapitalizmden devralmayı hedefleyen küreselizm benzer modelle devam etmek niyetinde.

2016 yılında bu kapılar hakkında 3. Kapı adlı bir makale yazdım. Aynı yıl yayımlandı ve şu anda dijital ortamda da okunabiliyor. Ana fikri kısaca belirteyim. Kapitalist düzen içersindeki aidiyet kapılarının sayısı üç adetti. Bunlara birer ad yakıştırmıştım. Samsa Kapısı, Faust Kapısı ve Sözde Kurtuluş Kapısı. Bu yazıda öncekinden farklı olarak Samsa Kapısı 3.0’dan Samsa Kapısı 4.0’a geçişe değineceğim. Çünkü yakın gelecekte en büyük değişim, belki de bir kitlesel felaket şeklinde bu kapı merkezli yaşanacak.


Dönüşüm
Samsa Kapısı’nın adını hemen tahmin edilebileceği gibi, Kafka’nın ünlü  Metamorfoz - Dönüşüm öyküsünden esinlenmiştim. 1915 yılında Birinci Dünya Savaşı sırasında yazılmış olan öyküde Gregor Samsa bir sabah kendini böceğe dönüşmüş olarak bulur. Bu dönüşüm sistem içinde fıtratından derece derece sıyrılarak/sıyrıltılarak, modern ya da daha az modern tarzda köleleştirilen kitlelerin dahil olduğu grubu temsil ediyordu. Samsa Kapısı 3.0 zamanımızda modern kölelerin geçiş yaptığı bir kapıdır. Dünya nüfusunun ciddi bir kısmı bu kapıyı kullanıyor. Yine bayağı büyükçe bir işsiz kesim de içeri salıverilecekleri ânı hayal ederek bu kapının önünde umutla bekleşiyor.

Samsa Kapısı sakinleri kendi aralarında gelir düzeyine göre farklılıklara sahip. Asgari ücretle, bir beyaz yakalının maaş farkları statülerini belirliyor. Bu durum kandırıcı bir hava yaratsa da herkes kendisinin standart bir tüketici, Samsa Kapısı’nın müdavimi olduğunu pekâlâ biliyor. Batı’da kurallar manzumesi içinde yaşayan Samsa Kapısı sakinleri ipotekli ev, araba, işsizlik sigortası, sağlık sigortası, hayat sigortası  destekli sosyal devlet nimetlerinden yararlanırken, gelişmekte olan ülkelerde bu vasat iyice düşüyor. Yakında Samsa Kapısı 4.0 tedavüle girecek ve bunun alışıldık dünya dengesini değiştirecek sonuçları olacak.


Faust Kapısı
Faust Kapısı Baphomet nam-ı diğer Lucifer’le kontrat imzalamış olan üst düzey elitlerin kapısı. Endüstri 4.0 düzeninde bu kapının da yeni modeli kurulmak üzere. Bu nedenle şu anda küresel ölçekte elitler arası harlı bir çekişme yaşanıyor. Sonuçta eski statüsünü sürdürebilenler ve yeni elitler Faust Kapısı 4.0 sakini olarak yerini alacak.


Sözde Kurtuluş Kapısı
Sözde Kurtuluş Kapısı son yüzyılda kaçınık komünler, ezoterik temelli paralel devletler, New Age dinleri hariç sol ağırlıklı oldu. Kapıya asılan tabeladaki adlar değişti durdu. Sosyalizm, Komunizm, Faşizm, Marxizm, Leninizm, Stalinizm, Demokrasi, Şirketokrasi, Kemalizm, Jakobenizm, Özçağdaşizm… Eski solun sermayenin hizmetinde olduğu anlaşıldıkça kapının tabelaları değişti, bir ara tadilatta olduğu söylentileri çıktı, itibarı azaldı, ama tuhaftır popüleritesi devam etti. Çünkü insanlar kendilerini sıkışmış hissediyordu. Faust Kapısı’ndan geçmek hayallerini süslese de gerçeklik bambaşkaydı. Samsa Kapısı’nın ardındaki üst statüler de tutulmuştu ve kontenjan sınırlıydı.  


Hakikat Kapısı
Yoğun olarak Müslümanların yaşadığı ülkelerde ahalinin önemli bir kısmı kendini ister laik, ister dindar olarak nitelendirsin bu kapılara iyice kapıldığından Batılılarla benzer kaderi paylaşıyordu. Oysa şu anda tek bir Kurtuluş Kapısı mevcuttu, elimizin altındaydı ve adı Hakikat Kapısı’ydı. Bütün dünya için yegâne kurtuluştu. Hakikat Kapısı’na 3.0, 4.0 gibi mertebe belirtici bir sayı eklemek mümkün olmuyor. Çünkü insan yapısı değil, Ehad ve Samed.


Samsa Kapısı 4.0
Samsa Kapısı 4.0’da durum önceki modelden çok farklı. Robotlar ve yapay zekâ kullanımı kaçınılmaz olarak kitlesel işsizliğe neden olacak ve bundan en çok da beyaz yakalılar etkilenecek. Özellikle refah toplumu siyasetçileri şu anda bu işsiz ve itibarsız bırakış dalgasının giderek gücünü artıracağını biliyor. İslamofobi, örneğin, bir yanıyla Batı ahalisinin dikkatini dağıtma manevrasıdır. Büyük bir altüst oluş çok yakında olabilir. En büyük hasarı Samsa Kapısı 3.0’ın sakinleri göğüsleyecek. Herkese ortalama bir maaş bağlanması, yaratıcı işlerde çalışanlarınsa bunun daha fazlasını alması; ama hiç kimsenin aç ve açıkta kalmaması şeklinde çözüm önerileri sıkça konuşuluyor. Böylelikle boş vakti çoğalan insanların kendilerini sanata ve bilime vakfedecekleri söyleniyor. Niyet samimi olsa ulaşılabilecek bir hedef, ama geçen yüzyıl başlarında aç atları bir nebze teskin etmek için çalınan yem borusu olması ihtimali büyük.


Kapı Meseli
Blockchain Ağaları’nın pembe vaatleri yeterince kandırıcı değil. Egemenlerin dünya nüfusunu kırma planları herkesin dilinde. Büyük kalkışmalar, nümayişler, yağmalar ve kontrolden çıkan kitlesel hareketler bekleniyor. Bu nedenle Endüstri 4.0’ın mühendisleri Sözde Kurtuluş Kapısı 4.0’ı tedavüle sokmaya hazırlanıyor. New Agevari bir din sentezi ve Yeni Sol. Yeni sosyalizme bir önceki gibi anti tez işlevi görüp küreselizmin pekişmesine destek olma rolü biçildi. Eski Sol, burjuva ile birlikte bugünlerde kapitalizmi kurtarmaya çalışırken, Yeni Sol kapitalizmin kontakt anahtarını kapatmak isteyen küreselizm için mücadele verecek.

Bu arada bize küreselizmin ideolojik bir çözümlemesini sunacak olan yeni bir Marx’ın kurtuluş reçeteli kitabı çoktan yazılmış durumdadır belki. Piyasaya sunmak için şartların olgunlaşması bekleniyor olabilir. Omni-medya gücünü elinde tutanlar tarafından bir anda dünyaca çoksatan kitap haline getirilecek, herkesin diline pelesenk olacak ve ortaya atılan fikir kendine bir anda milyonlarca taraftar bulacak.

Sonumuz helâk edilmiş eski kavimlerinkine benzemezse, bugünün gençlerinin bazıları  Endüstri 5.0’ı da deneyimleyecek. Elitler için Akıllı Şehirler, kredisi düşük yığınlara tahsis edilmiş Tapon Şehirler, seyrelmiş dünya nüfusu, uçan arabalar, cyborglar, androidler, yapay zekâ-insan hibritleri vb. ne denli büyük değişiklikler meydana gelirse gelsin Kapı Meseli dillerden düşmeyecek. Sözünü ettiğim kapılar teknoloji değişse de kategoriyel olarak aynı kalarak kendi sakinlerini ağırlamaya devam edeceğe benziyor.   
                                                        -------------------

27 Ocak 2018 Cumartesi

Chomsky ve 170’ler Kapısı




Noam Chomsky önde gelen solcu babalarla uluslararası toplumu Afrin’in güvenliğini garanti altına almaya ve Türkiye’nin saldırılarını önlemeye çağırmış.  

Bunu takiben 170 ünlü Türkiye’de Afrin Operasyonu’nu eleştiren bir bildirinin altına imza atmış.

2016 Ocağında Üçüncü Kapı adlı bir makale yayınladım. Ana fikri özetle şöyle: Modernitenin insanlığa sunduğu 3 kapı var. Biri Gregor Samsa (Böcekleşme) Kapısı, diğeri şeytanla kontrat imzalayıp geçilen Faust Kapısı, diğeri de Kurtuluş Kapısı.

Modernitenin aslında Kurtuluş Kapısı sunacak ne niyeti, ne de takatı vardı. Hiç olmadı. Mış gibi yaptı. Sömürgeciliğin ve vahşi kapitalizmin yanı sıra onlarca izm icat ederek zihinleri iğfal etti. İnsanlığı kandırdı. Foyası ortada artık.

O iddialı Kurtuluş Kapısı ile ilgili metne kısaca bir göz atalım:

SÖZÜMONA ÜÇÜNCÜ KAPI
Chomsky Kapısı

Modernitenin bu kapısının sabit bir ismi yok. İlk iki kapının adında ittifakla mutabakat olmasına rağmen bu kapı için belli bir isim üzerinde uzlaşılamıyor ve her kafadan bir ses çıkıyor. Buradan bile asılsızlığı belli oluyor aslında. Kapının aynı anda yirmi değişik isimle anıldığı oluyor. Bunlar ilk zamanlarda toplumlara kurtuluşu vaat eden yolları-yöntemleri-sistemleri işaret eden filozof ya da liderlerin adlarıydı. Sovyetler’de ‘Yoldaş Kapısı’ deniyordu bir aralar. Komunist düzende ‘Böcekleşmeden’ söz etmek yasaktı. Sibirya’nın soğuğu isyankâr ruhlu haşereleri dize getiriyordu. Yoldaş Kapısı’nın ılgasından sonra soldan müstafi ateistler bu muhayyel kapıya String, Akıllı Tasarım, Bencil Gen Eşiği, Aziz Raslantı, Homo Deus gibi adlar verdiler. 

Balondan safralar atıldıkça bu kapı iyice itibar yitirdi. Son zamanlarda dünyaca popüler  entelektüellerin adları daha sıkça kullanılıyor. Ben de bu kapıya bir dakikalığına Chomsky adını verdim. Bir orijinalitesi yok. Benden önce sayısız kereler ve daha uzun sürelerle kullanılmıştı. Kullanılmaya da devam edecek gibi. Benim bu ismi şu an için yeğleme nedenim, Chomsky’nin ‘Kürtler birlik olmalı, dağlarından başka kimseye güvenmemeli, eline geçen fırsatları değerlendirmeli.’ sözleridir. Başkaları da var. Çok var, ama bu laf tek başına yeterli.

Sözümona Kurtuluş Kapısı’nın yeni ismi Chomsky ve 170’ler olsun.

Türkiye ahalisi tek vücut halinde Afrin Operasyonu’nun arkasındadır. Allah ordumuzu muzaffer eylesin. Şehitlerimize Allahtan rahmetler diliyorum.

Üçüncü Kapı’yı okumak isterseniz:
https://sadikziyayemni.blogspot.com.tr/2016/11/yeni-bir-medeniyet-tezi-olarak-ucuncu.html


27 Aralık 2016 Salı

Kadir'in kaderi mi, kaçınılmaz seçimi mi? - Nazarzede Kliniği İncelemesi

Kadir'in kaderi mi, kaçınılmaz seçimi mi?
Kadir Torun

SADIK YEMNİ’NİN NAZARZEDE KLİNİĞİ ADLI ROMANI POSTMODERN BİR ZAMANA ÖZGÜ, YERLİ BİR FAUST GİBİ YAŞAYAN BÜYÜK VE ZENGİN REKLAMCI KADİR’İN SEÇİMLERİ ÜZERİNDEN YOL ALIYOR.

Hızın, hazzın ve başarının, metropollerin en yükseğinde ve en görünür yerinde parlatılıp tek yol ve tek yön olarak gösterildiği bir zamanda başarılı bir reklamcının köşedeki kestaneciden aldığı beş liralık yedi kestanenin yedisinin de çürük çıkması sadece bu çağın kesin hazcılığına özgü bir felakettir. Öyle bir şeydir ki bu, gözünüze görünen tek şey bu yedi adet çürük kestanenin sadece ve basit bir biçimde çürük olduğudur. Oysa Sadık Yemni’nin son romanı Nazarzede Kliniği’nin kahramanı Ahmed Kadir’in asıl düşünmesi gereken şey bu beş liralık yedi kestanenin tam da onun ellerinde çürümüş olduğu gerçeğidir.

Aynı zamanda çürümeye yönelik bir nedenselliğin de unutulduğu bir başka gerçeklik vardır bu gerçeğin içinde. Değil mi ki, her saniyesine kadar hesaplanmış bir gün içinde her saniyeyi paraya tahvil ederek yaşayan bir adam için bu yedi çürük kestane hiçte hak edilmiş bir şey değildir. Hatta böylesine başarılı bir adam için büyük bir haksızlıktır bu…

Hele hele bütünüyle kazanmaya ve başarmaya yazgılı olduğu vesvesesi ile yaşayan bir adamın kırk tilkiyi birden dolaştırdığı yedi delikli başından aşan işleri arasında ağzının tadını bozan yedi adet çürük kestaneyse bu, bu felaket aynı zamanda deccaliyet zamanlarına özgü toplumsal bir felaket anlamına gelmek zorundadır. Zira böylesine değerli zamanları tüketen ve habire kazanan bir adamın ağzının tadını bozan bu yedi çürük kestanenin alınıp satılabildiği bir dünya baştan başa anlamını yitirmiştir. İşin daha da vahimi bu anlamsız dünyada bu gerçekliği bu başarılı reklamcıdan ve onu gibi ışıltılı hayatı yaşayabilen bir avuç insandan başkası fark etmemiştir.

BAŞARMAYA MECBUR İNSAN
Hızın, başarının ve sınırsızca kazanımın arsızca büyüttüğü bu deccaliyet zamanında ezberlenen algıya göre çürümenin insanın hem de kendi içindeki sebeplerini düşünmek ve kendisini sigaya çekmek gibi bir lüksü de yoktur. Zira bu deccal algısına göre her şeyin temizi, büyüğü, parlak ve özel olanı sadece ve sadece bu zamanda hız sahibi olanın, başaranın ve her ne pahasına olursa olsun kazananın hakkı olarak nitelendirip öylece belirlenmiş durumdadır.
Başarmaya yazgılı ve mecbur edilmiş insana kalan tek şey bu tescillenmiş ve belirlenmiş durum dışında her şeyi unutmak, geleceğe ve daha fazlasına kilitlenmek üzere yoluna çıkan anne, baba, aile, arkadaş, dost, sevgili gibi ayak bağı olacak her şeyden azade biçimde yaşamaktır. Bu anlamda geçmiş, her şeyiyle unutulması gereken bir geri zamandan başka bir şey değildir. Ve bu unutulması gereken geri zamanda bütün yapılanlar ve yapılmayanlar da sanki büyülü bir el tarafından sürekli biçimde silinip temizlenerek ileri zamanlardaki kazanımlar için güdüleyiciler olarak transfer edilmiş durumdadır.
Bu esnada isterse adını ‘Hız…Hızhız, Hazhız…’ diye yanlışça ezberlemiş olsun Ahmet Kadir’in Hızır Aleyhisselam’dan duyduğu şu değerli ikazı duyup işitse de bu ikazın gereğini yapacak ne zamanı ne de buna yönelik bir yeteneği de olmayacaktır.
Çünkü o Ahmed olmaktan çok Ahmet’tir. Hatta bunu da kimseye söylemeyecek kadar derin bir gizem içinde ilk adını hep saklayarak yaşadığı gibi gözbebeği şirketi ‘Modus Vivendi’nin yenilmez, yıkılmaz büyük patronu Kadir Bey’dir. Az biraz çalkantılı duygular içinde, samimi olduğu tek bir arkadaşı bile olmasa da, hâlâ telefonu çalmakta, konuşmakta, en azından yardımcısı Cem, şoförü ya da ne kadar çabalasa da eski nişanlısı Nehir’in hayatında bıraktığı boşluğa yerleştiremediği güzel kadın Suzan’la zoraki ve kısa sohbetler edebilmekte ve kendini yeni seviyesine her geçen gün daha da uyarladıkça daha bir güçlenmekte, eskiye dair ne varsa tümünü alt düzeylerde kalmış şeyler olarak sürekli biçimde ötelemekte ve iki yanından güle konuşa gelip geçen insan kalabalığını daha bir güçle yarıp geçebilmektedir. Hayat onun için bir bilgisayar oyunudur ve bütün oyunlar da son tahlilde kazanabilmek için oynanacaktır. Sürekli olarak yükselmek gereken mertebeler vardır bu oyunun her aşamasında. Yön yukarıya doğrudur ve tektir. Yukarıya hep daha yukarıya çıkmak şarttır. Çünkü bu zaman öyle bir zamandır ki, yükselmeyen muhakkak düşecektir.

İYİ OLMAK TERCİH MESELESİ
Büyük ve zengin reklamcı Kadir’in kaderi midir bu yoksa bile isteye seçip anlamlandırmaya çalıştığı ama bir türlü anlamsızlıktan kurtaramayıp giderek bütün varlığını esir alan bu anlamsızlığı anlam haline getirmeye doğru onu alıp götüren yeteneksiz yeteneğinin kaçınılmaz sonucu mudur?
Evet sevgili okur; Sadık Yemni’nin Nazarzede Kliniğiadlı romanında böylesine postmodern bir zamana özgü, yerli bir Faust gibi yaşayan bir kahramandır Kadir.
Hep göstermeye odaklanan ve son tahlilde herkesi görmeye ve görülmeye- nazar edilmeye, ama ne pahasına olursa olsun nazar edilmeye- hazırlayan bir zamanın başarılı kahramanıdır o. Bir inancın şeksiz şüphesiz mümini olmaktan zor bir şey yoktur bu zamanda. Zira bu zaman akıp geçtiği her bulvarda nice mega tuzakla dolu, her şeyi bir tık öteye kadar yakınlaştıran bir hipergerçekliğin zamanı olarak hakikatin kaybedildiği bir devirdir artık. Ve Kadir gibi başarılı insanlar da dahil herkes sürekli olarak izlenen noktacanlardır. Bu zamanın hâkimleri başarılı olmak isteyen bütün Kadir’leri işte böylesine acımasızca ödüllendirerek keyfe ve hazza boğmaktadırlar. Öylesine kaçınılmaz bir ruh çölleşmesi yaşanmaktadır ki, tıpkı bir zamanlar Nietzsche’nin söylediği gibi; ‘Vay haline, içinde çöl taşıyanın…’ diye ince ince yağan bir hüznü taşıyacak birkaç iyi kalpten başka yer de kalmamıştır artık.

Oysa iyi olmak, iyi olanı sevmek, hakkın ve hakikatin yanında olmak iyiyi, hakikati ve hakkı güya sevmek değil, direşken bir biçimde yanında durduracak kesinlikte içsel bir yetenek ve tercih meselesidir. İnsanın böyle bir tercihi yapacak yeteneği yoksa eğer, kısmetine devrin güzel kadını Suzan’lardan biri mutlaka düşecek lâkin, içinde çöl taşımayan Nehir’ler ellerinin arasından su gibi akıp geçecektir.

Nazarzede Kliniği
Sadık Yemni
Erdem Yayınları