19 Mayıs 2023 Cuma

İdeal Küreselleşme – Hrönir Gerçekliği

 

 

                                 Tlön, Uqbar, Orbis, Tertius (1940) Öyküsünün Yazarı J.L. Borges'e 

 

İdeal Küreselleşme – Hrönir Gerçekliği

 

Dünya Tlönleşirken diller, bilim, sanat ve daha da önemlisi ruh hallerimiz yeniden şekillenecek. Şu anda bizleri tanımlayan ve aramıza sınırlar çeken her şey hızla kağşayıp, değişip yenilenecek. Ve yüz ciltlik muhteşem Tlön ansiklopedisi her kitapçıda, her kütüphanede bulunur hale gelecek. O günlerde hayatımız baştan aşağı bir hrönir gerçekliğiyle yüklü olacak.

Bu değişim yavaş yavaş ivmelenecek, ama sonucun içine nano tepkimeleri bile aşan bir hızla dalacağız. Masallardaki göz açıp kapamayla ulaşılan beldelerde yaşanankilere benzer bir değişme olmayacak bu. O diyarlara gidenler eski bilinçlerini kuşanmış olduklarından gördükleri şeylere şaşıp kalırlar. Tlön gerçekliğine tamamen geçildiğinde şaşkınlığın yerini huşu soslu hafif, ama sürekli bir merak beklentisi alacak.

Hrönirleşme en ütopik ve kurnaz bakışın bile hayal edemediği mükemmelikte bir küreselleşme yaratacak. Şu anlarda can çekiştiği için iyice vahşileşen kapitalizm en ilkel sınırlarına çekilecek ve sonlanacak. Lüks tüketimi duracak. Çünkü en lüks maddelerin anında üretim gerektirmeyen kopyalarıyla dolacak ortalık. Hiçbir nesne, son moda giyim eşyası, hatta sofistike aparatlar bile kimseye züppelik yapma ve ayrıcalık yaşama fırsatı vermeyecek. Sol devrim denemelerinin başaramadığı şeyi hrönirleştirebildiklerimiz başaracak. Lüks tüketimi durunca kapitalizm de duracak.

Hrönirleşme gerçekliğinde seçim yapılmayacak, ama ideal demokrasi altın devrini yaşayacak. Çünkü oylamalar, aday tespitleri, idareciler, bakanlar ve küresel cumhurbaşkanı belli güçlerin bürolarında tespit edilemeyecek artık. Hergün güneş doğarken raslantısal bir piyangonun, zihinler arası etkileşimin fırdöndüsü ya da, etkisiyle idareci kadro yenilenecek. Hiçbir makam, iktidar, mevki, birkaç haftadan uzun süremeyecek. Kimse çocuklarına iktidar ve kapital devredemeyecek. Kraliyetler, cemaatler, ezoterik kurumların hepsi dağılıp bu fırdöndüsel piyangonun etkisine tabi olacaklar. Meslekler, uzmanlıklar herkesin malı olacak. Kalifiye olmayan işler herkesin elini öpecek. Bir sabah masanızın üzerinde kendi kendine beliren bir zarfta o gün, bir hafta ya da en fazla iki üç hafta boyunca yaş, cinsiyet ve zihin kalibrenize uygun olarak kasaplık, terzilik, hamallık, çiftçilik, öğrencilik, laborantlık, aylaklık ya da küresel dünyanın cumhurbaşkanlığını yapacaksınız. Bir anda eski işinizin belleğinizdeki kayıtları gevşeyecek ve yeni işinize uyarlanacaksınız.

Süpermarketler yerini mahalle bakkallarına, bakkallar da şahsi üretime bırakacaklar. Giyecekler, makamlar, para ve tahviller gibi yiyecekler de hrönirleşecekler. Mahalle bakkalları birer birer ortadan kalktığında tarım üretimi kendini epey sınırlamak zorunda kalacak, ama tamamen sonlanmayacak. Pırasa ekip pancar biçmek, pancarları eve götürürken bazılarının patlıcana dönüşmesine alışılacak. Hergün beliren yeni bir maydanoz çeşidine ad vermekte direnenler çıkacak. Kapkalın defterlere yazdıkları adlar sayfalardan taşıp sokaklara dökülecekler. İnsanlar yeniden sebze meyve toplayıcı çağlarına geri dönecekler. Çocuklar ve yaşlılar çıtır çıtır taze ekmeği, peyniri, domatesi bakkaldan almaktansa ağaç tepelerinden toplamayı yeğleyecekler. Tüfekle, okla yayla yapılan avcılık bitecek. Geyiğin zihni de hrönir tuttuğundan avcıya kaya parçası gibi görünecek. Son tüfek te değişip başka bir şeye dönüşene kadar avcılar geyik sanıp kayalara, kuş sanıp ağaç dallarında yetişen muz kokulu karpuzlara ateş edip duracaklar. Balıkçılık da bitecek. Oltalar sarmaşıklaşmadan önce teknelere mercan parçaları çekip duracaklar.

Hayvansal protein kaynağı hayvanlar olmaktan çıkacak. Bütün gerekli aminoasitleri kendimiz ağaç dallarında, yastıklarımızn altında, bazı günlerde yarı şaka olarak boş ayakkabılarımızın içinde çeşitli renklerde lezzetli nohutçuklar olarak bulacağız.

Enerji sorunu denen şey kökünden yokolacak. Herkes kendi ışığı ve ısısıyla haşır neşir olacak. Bir zamanlar benzin, gaz yakarak, atomun çekirdeğini parçalayarak enerji elde edildiğini hatırlayan tek bir kişi bile kalmayacak. Zihnimiz şişe, hrönirleşme cin olacak ve istekten türeyen çevre kirletmeyen enerji çeşitlerine gark olacağız.

Psikoanaliz, antidepresan, yoga, meditasyon, alkollu içki tüketimi, eroin, kokain ve esrar kullanımı tarihe karışacak. Hrönir gerçekliğinde kafa sürekli bu aşamalar ve işlem zenginliği üzerine kurulduğundan hep yüksek durumda kalacak. Kimse kendini uzun süreli meyus, depresif, gamlı ve kederli durumda tutamayacak. Bu tür arızalar maziden ekolanmış uyuzluklar olarak kısa süreli ziyaretlerde bulunabilecekler sadece.

Zaman da hröniroidsel bir kıvamda akacak. Takvimler, saatli radyolar falan anlamsızlaşacaklar. Kimse bugün günlerden ne diye sormayacak. Saat taşımak anlamsızlaşacak. Randevu diye bir şey kalmayacak. Görüşmek istediğiniz kimseye inşallah, umarım, yakında kelimelerinden birini kullanmanız yetecek. O kimseyi anı gelip gördüğünüzde bunun rasgele meydana geldiğini, ama ikinizin de hoşunuza giden bir tesadüf olduğunu düşüneceksiniz.

Gelecek tasası tamamen ortadan kalkacak. Yaşlılık bir sürü engellerle kuşatılma hali olmayacak artık. Ölüm baki kalacak. Bir an gelip diğerleri için arkada bıraktığı izlerle hatırlanan biri olacaksınız. Eskiden ölümsüz ruh denen şey bu izlerin direnginliği, aynı şeyi isteyenlerin şevkli bellek desteği olacak. Siz hatırladığınız için varkalan malzeme başkaları tarafından özenle belleklerine kazınacak. Kayıtları tutulacak. Bu kayıtlardan dev arşivler peydahlanacak. Rüyalarda bu arşivleri ziyaret ederek ölülerle sohbet etmek mümkün olacak. Arşiv tozu kıpır kıpırlığı diye bir laf sık sık kullanılacak.

Mükemmelüstü, nirvana ötesi demeli belki, küreselleşmede tek bir gezegen ailesi mevcut olacak. Bu nedenle savaşlar, seri cinayetler, boks maçları, kavgalar ve intiharlar mazinin baskısıyla zar zor hatırlanabilen eski marifetler olarak kalacaklar. Ordu, rütbe, tank, tüfek, biyolojik, kimyasal ve nükleer silah kelimeleri yavaş yavaş unutulacak. En zor çapraz bulmacalarda alın kırıştıran kelimelere dönüşecekler.

Orospuluk ve buna dayalı olarak pezevenklik, randevu evleri, kerhaneler falan tarihe karışacak. Mastürbasyon yapmak da. Çünkü hrönir gerçekliğinde cinselliğin çağrısı anında en ehven karşılığını bulacak.

İyilikler, yapılmaya fırsat bulunan kabahatler, kötücül şakalar falan hep toplumsal belleğin parçası olarak kalacak. Bu nedenle hrönir hareketililğinin en hızlı etkileşim sürecine tabi olacaklar. Birinin kafasına taş indirmek isteyen biri son saniyede taşın bir demet kurumuş papatyaya dönüştüğünü görerek sevinecek. Bir diğerine takılan çelme onu düşürmek yerine ünlü bir baleden hoş ve kısa bir alıntı yaptırtacak. Seyredenler, eşek şakasını icra eden de dahil alkışlayacaklar.

Restoranlarda mönü kartları bulunmayacak. Aralarındaki fark da bitecek. Önünüze gelen yemek aklın sınır berisiyle güç bela sezilen bir sistematiğin seçimi sonucu zaten ağız tadınıza uygun olacak.

Para, çek, kredi kartı uygulamaları sıfırlanacak. Emek ve takasın doğru orantılı mevcudiyeti bankaları gereksiz kılacak. Ve şehirlerin en iyi yerlerini ele geçirmiş olan banka binaları kütüphanelere dönüştürülecek.

İnsanların önemli bir kısmı evden çıkıp işe falan gitmeyecek. İşler, güçler ve idare evlerden, mahallelerden de yönetilebilecek. Şehirlere doluşmuş nüfus yavaşça kırsala çekilecek. Şehirlerin vaadedebileceği tek bir üstünlük kalmayınca, iletişimin zihinle yapılması nedeniyle mobil telefonların, internetin, uyduların, kablolu telefonun işlevi de bitecek. Televizyon şirketleriyse çoktan tarihe karışmış olacak.

Artık küçük çocuklar için ne kreş, ne de oyun bahçesi inşa etmeye gerek kalmayacak. Oyun beklenmedik belirmelerle her yaşta ve aldığınız her solukta zaten var olacak. Pedagoji denen bilim dalı kendini bu gerçekliğe uyarlayıp iptal edecek.

Bilimler de tümden değişikliğe uğrayacak haliyle. Sosyoloji, felsefe ve psikolojinin yanı sıra en başta tarih bilimi tarihe karışacak. Mazi geleceğe basınç yapamadığında, kayda kuyda da gerek kalmayacağından tarih kitapları tarihe karışacak. Bir zamanlar tarih bilinci denen şey anın yetkin tasavvuru formatına dönüşecek. Fizik manyetik alanlar arası ilişkilerin farfaralı trafiği konularını işleyecek. Matematik denklemleri ilk kez herkese hitap edebilmenin hazzıyla kağıt yüzeylerden, kara tahtalardan sıyrılıp üç küsur boyut kazanacaklar. Kimya deneyleri bil bakalım tüpten bu defa ne çıkacak oyununa dönüşecek. C + O2 = H2S denklemi bazı tişörtlerin ön yüzlerinde zaman zaman belirip yokolacak.

Birbirinden berbat ve kötücül ruhlu filmlerden de kurtulacağız. Ücretli, havalı, afurlu tafurlu aktörlük, yönetmenlik falan bitecek. Bütün videotekler kapanacak. Bazı sinema salonları kalacak, bazıları yok olup gidecek. Kalanlar her an, her dakika başka başka, nabza, isteğe göre filmlere beşik olacaklar. Kar kristallerinin, parmak izlerinin tekinin bile diğeriyle aynı olmadığı gibi, diğeriyle tamamen aynı tek bir film mevcut olmayacak. Film sayısı gezegende yaşayan zihin sayısının onlarca, yüzlerce katına ulaşacak.

Sayısız kulüpler ve cemiyetler kurulup bozulacaklar. Hiçbir üye diğerinden daha kıdemli olmayacak. Herkes potansiyel kurucu üye sıfatıyla doğacak. Birisi herkes, herkes birisi ya da birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için sözleri bu gerçeklikte hiçbir mana ifade etmeyecek.
Daha da ilginci belki, bazı kimseler gökte akıllı yıldızların göz kırptığını, ışığın mana taşıdığını görmenin mahçup şaşkınlığını yaşayacaklar.

Bir dakika... Bunları yazarken masamın üzerinde beyaz bir zarf belirdi. Açıyorum. Yarın sabahtan itibaren hrönir gerçekliğinin yeni cumhurbaşkanı ben olacakmışım. Bugün mahallenin çöplerini toplayan takımdaydım. Dün ne iş yaptığımı ise hatırlamıyorum.
                                                                           Aralık 2007 Amsterdam

22 Nisan 2023 Cumartesi

Son Bilet

 


Son Bilet

 

Geldiler… Zihnimizin en ücra yerinden çıkıp geldiler ve bizi bitirdiler. Tek kelimeyle yokettiler. Stüdyolarımızın yüz yıllık emeğini birkaç haftada sıfıra indirgediler. Tanrım! Bu bir düş olsa da, tepetaklak yere yuvarlansam ve eski gerçekliğimize uyansam. Bir dakikalığına olsa bile.

                                                      Stanley Richard Loyd Kubrick – 2020 Los Angeles

 

 

  “MGM, Lionsgate, Paramount, Unitedartists bunların hepsi Roma devrinden kalma isimler gibi geliyor, ama büyük film felaketinin üstünden sadece 11 yıl geçti. Kim o sırada üç yaşından büyüktü?”

  Kırk iki kişilik öğrenci grubundan kimsenin eli kalkmadı. Murat Gürsarı eliyle İki tarafı ağaçlıklı yolun bitimindeki kocaman parlak harflerle Universal Studios yazılı kapıyı işaret etti. “2008 yılında büyük bir yangın felaketiyle yokolan stüdyonun yenisi ve çok daha muhteşemi inşa edilmişti. Ömrü kısa oldu. Gezegen çaplı büyük bir felaket film endüstrisine kökten darbe indirdi. Şu gördüğünüz şaşaalı giriş bu yıkımın sembolü olarak tarihe geçmiştir.”

  “Dünyadışı zeka müdahalesi neden kabul görmüyor öğretmenim.”

  Murat Gürsarı iri ela gözlü, kumral çocuğa bakarak gülümsedi ve “Bu bize has bir romantizm.” Dedi. Bütün bilimsel kanıtlar ortada. Halis muhlis dünyalı bir sorun.”

  Yüzlerindeki hayalkırıklığı ya da inkâr çizgilerinden anlaşıldığına göre grubun içinde exobiyoloji taraftarları bayağı fazlaydı.

  “Şimdi ana kapıya doğru yürüyeceğiz. Normal davranın. Kendi aranızda konuşabilirsiniz. İçinizde korkanlar varsa bizi burada bekleyebilir. İçeriye gönüllü olarak girilecek daha önce konuştuğumuz gibi. Yarım saat kalıp çıkacağız. Anlaşıldı mı?”

  Yekpare sessizlik ve hiç kimsenin çürüğe ayrılmaması çok olumlu bir işaretti. Murat’ın kalbinde titrek bir umut ışığı yanmıştı. Başlangıç azmini fazla abartmaktan korkuyordu. “Haydi.” Dedi.

  Grup iri metalik harflere doğru yürümeye başladı. Taktik icabı tepelerinde onları gözetleyen helikopterler, çevrede konuşlanmış polis arabaları yoktu. Üzerlerinde alıcı, telefon, mini kamera benzeri bir elektronik ekipman da mevcut değildi. Daha önceki denemelerden ders alınmıştı. Downloaders Packman’i, kısa adıyla Dopamm’ı

bu yöntemlerle faka bastırmanın mümkün olmadığı kesinlikle anlaşılmıştı.   

   “Dopamm’ı görecek miyiz?”

  Murat sağ yanında yürüyen adaşı kumral çocuğa gülümsedi. “Sanırım. Bunun için buradayız öyle değil mi?”

  Çocuğun gözlerindeki ince tabakalı korku plakasının ardında yanan merak ve karşı çıkış parıltısını görmek içindeki umudu yeşertmekteydi. Belki bu defa bir öncekinden daha iyi bir sonuç alabileceklerdi. 42 adet yüksek yetenekli çocuğu dört yıldır eğitmekteydiler. Bütün dünyada film endüstrisini tekrar canlandırabilmek için üç bin kadar üstün yetenekli çocuk eğitilmişti. Murat burada Türkiye adına bulunmaktaydı.  Bugünün ilk ekibiydiler. Öğleden sonra Japonya, akşam da Bulgaristan’dan gelen ekiple test yapılacaktı.

  Dopamm 2012 yılının 14 aralığında dünya internet şebekesine sokulmuş çok gelişkin bir elektronik virüsün adıydı. Kaçak olarak film indirenleri etkisizleştirmek için imal edilmişti. Daha önce bu eylemi sıfırlamak için alınan bütün önlemler başarısız olunca, film şirketleri ortaklaşa bir kararla Dopamm’ı kullanmaya karar vermişlerdi.

  Bundan önce bazı filmlerin içine gizlenen harddiski silen virüsler hekırlar tarafından kolaylıkla tesirsiz hale getirilmişti. IP adreslerini saptayıp kullanıcılar için kanuni işlem başlatma eylemi, hızla piyasaya sürülen sahte İnternet Protokol numaraları yüzünden başarısız olmuştu. Bedava film indirdiğini söyleyenleri işten atma, para cezası kesme cinsinden yaptırımlar işsiz güçsüz öğrencileri ve gözüpek film indiricileri durdurabilecek çapta girişimler olamamıştı. Piyasaya sahte IP numaraları süren, caydırıcı virüsleri bloke eden birkaç ünlü hekır şüpheli kazalara kurban gidince geniş çaplı bir protesto başgöstermişti. Bir çok ülkede youtube ve google erişimleri aylarca yasaklanmıştı. Çevreciler, yeni düzenden memnun olmayanlar, işsizler, sosyal güvenceden yoksunlar ve dünya çapında her şeyi yıkacak yerle bir edecek Marduk’un gelmemesinden ötürü hayalkırıklığına uğrayanların da desteklediği kampanyalarla küresel çapta bir direncin ilk belirtileri çıkmıştı ortaya. Sokaklarda polislerle çatışmalar bile başgöstermişti. Polisin şiddete başvurması ilk olarak sinema salonlarını vurmuştu. Bu olayları takibeden sürede sinema izleyicisi yüzde 34 azalmıştı. Bu medyaya yansıyan rakamdı. Esas durum yüzde ellilerle ifade edilmekteydi. Direnç en yeni dünya düzenini tehdit eder hale gelmeye başlayınca 

film şirketleri yelkenleri suya indirmiş ve serbest film indirme dönemi geri gelmişti. Bu geçici bir barış ortamıydı. Dopamm gezegen çapında şaha kalkmış asi ruhu çökertmeye hazır beklemekteydi. Geriye sayım başlamıştı.

  Dopamm’ın etkisi planlandığı gibi yavaş, ama köktenbitirici oldu. İlk kurbanlar yeni virüsü bloke etmeye çalışan hekırlardı. Downloaders Packman, nöroiletken ve hormon olan dopaminin etkisine benzer bir etki yaptığından kısa zamanda Dopamm adıyla anılmaya başlamıştı. Dopamm film indirenlere izledikleri film aracılığıyla etki yapmaktaydı. Aslında dizayn edilmiş bir seri elekromanyetik şoktan ibaretti. Beyin bunu algılıyor ve dopamin salgısı etkileniyordu. Bilgisayarlarda yakından izlenen filmler efekti artırmaktaydı. Dopamin salgısı kiminde azalıyor, kiminde aşırı çoğalıyordu. Hormon derecesi azalanlarda yaşını bakmadan yaşlılık belirtisi olan bilişsel kavrama eksikliği ve parkinson hastalığı yaratıyordu. Artış halinde ise şizofreni ve hiperaktiflik sorunu yaşanıyordu.

  Genç yaşta çeşitli yaşlılık sorunlarıyla hastalıklarla boğuşanlar, ağır şizofreni hastalığına yakalananlar ve hiper aktiflik nedeniyle rayından çıkanlar ilk iki yılda film indirenlerin yüzde 14’üydü ki, dünya çapında ele alındığında inanılmaz büyük bir felaketti. 14 ile 20 yaşı arasındaki İntiharlar yüzde 30 artmıştı. Daha kötüsü hastalık saçan filmleri izlemeyi kesenlerde rahatsızlık sonlanmıyordu. Virüs bir kez beyni etkileyince ne yaparsan yap işe yaramıyordu. Aileler çaresizdi. Hastahaneler genç hastalarına yardım edememekteydiler. Yaşlı dünyamızın son yüzyılda gördüğü en büyük salgındı. Film şirketlerini mahkum etmek için açılan sayısız dava delil yetersizliği nedeniyle bir sonuç vermemekteydi. Amerika’da ünlü aktörlere, yönetmen ve yapımcılara girişilen suikastler devri başlamıştı. Bu nedenle ABD’nin bir çok eyaletinde sıkıyönetim ilan edilmişti. Tam o sıralarda dini bütün kimselerin takdiri ilahi dedikleri şey gerçekleşti. Dopamm mutantlaştı, kendini hızla değiştirdi ve airborn, yani varlığını havada da sürdürebilir hale geldi. Bunun sonucu tahminleri çok aşan bir yıkıma neden oldu. Bumerang efekti şeklinde Dopamm imalatçılarına yöneldi.

  Beyinleri etkileyen dizayn edilmiş elektromanyetik şoklar demeti olan Dopamm hızla kendini çoğalttı ve kendini yapıbozuma uğratacak mikrodalgasal hücumlara karşı direnç inşa etti. Özerkleşti. Filmlerde doğduğu, serpildiği ve onu izleyenlere etki yaptığı için bir çeşit annesi gibi gördüğü her çeşit film kaydını ikamet adresi olarak belirledi. Kısa bir zaman içinde dünyada ne kadar video, film şeridi, CD, DVD ve harddisk varsa işgal etti. Bloglar, siteler, youtube vb. de işgalden nasibini almıştı. Dopamm sırf işgal etmekle kalmamış ve yeni evini dekore etmeye de başlamıştı. Mevcut sahnelere, diyaloglara, aktörlerin giysilerinden, sokak kaldırımlarına kadar filmlerin her saniyesine, her karesine kendi zevkinin damgasını bastı.

  İki buçuk yıl içinde film tarihimizde çektiğimiz filmlerin tamamı önce deforme olmuş, sonra da çıplak gözle görülemeyen bir forma dönüşmüştü. Dopamm kendi değiştikçe filmleri de değiştirmeye devam etmekteydi. Nano saniyelerle gerçekleşen bu etkinliği çok hassas aparatlarla bile izlemek mümkün değildi. Yüzlerce metre yeraltında, metrelerce betonla, çelik kasalarla korunan filmler de bu akibetten kurtulamamıştı. İnsanlığın son yüz otuz yılda çektiği filmlerin tamamı seyredilemez hale gelmişti.

  Film endüstrisi bu felaketi takip eden ilk aylarda büyük bir gümbürtüyle çökmüştü. Çöküşün nedeni henüz gösterime girmeyen yüzlerce filmin elden gitmesi değildi yalnız. Artık yeni film çekmek de mümkün değildi. Stüdyoyu ne kadar yalıtırsan yalıt Dopamm içeri nüfuz ediyor ve kaydedilen her yeni karenin içine ediyordu.

  Gezegen çapında büyük bir çöküş başlamıştı. Dopamm katalizör olmuştu. Küresel nümayişler, sivil itaatsizlikler, yağmalar ve lüks mağazaları kundaklamalar devri başlamıştı. Sıkı yönetimler, toplama kampları, aşırı şiddet kullanma durumu sadece daha kötüleştirmekle kalmıştı.

  Beş yıl açlık, sefalet, yağmalar, yerel çatışmalar, terör olayları ve kitlesel ölümlerle geçmişti. Düzen tekrar kendini toparladığında artık sinemalar mevcut değildi. Önemli bulunan bazıları müze olarak korunmuştu. Gerisi sadece belleklerde kalan soluk ve netameli anılardı. Dopamm ele geçirdiği filmlerde hâlâ varlığını sürdürmeye devam etmekteydi. Artık onu yoketmek için çaba gösterilmiyordu. Çünkü gücü müthişti. Geçen yılın nisanında isterse uydu iletişimini durdurabileceğini göstermişti. Dört gün boyunca kuzey yarıkürenin neredeyse tamamında cep telefonları susmuştu. Bu iyi bir ders olmuştu. Çünkü Dopamm isterse bir nükleer füzeyi bir metropole yollayabilir, elektrikleri kesebilirdi. Nükleer santrallarda meltdown felaketi bile yaratabilirdi.

  İşin iyi tarafı da vardı. Kimse artık film indirme yüzünden hastalanmıyordu. Bazı aşırılar kirli propaganda yüklü ve sade suya tirit konulu Hollywood filmlerinden kurtulduk demekteydi, ama çoğunluk film izleyerek hayallere daldıkları zamanları özlemekteydi.

  İnsan asla pes etmezdi. Bilim insanları halka açık oturumlarda yeniden film çekebilmenin muhtemel yöntemlerini izah etmişlerdi. Bunlardan biri şu anda denenmekteydi. Dopamm kendisini imha eden kısa dalgalara karşı bir tepki geliştirmişti. Bu nedenle kısa dalgalarla çalışan hiçbir aparatın işe yaramayacağı çok açıktı. Buna cep telefonu kullanan beyinler de dahildi ne yazık ki. Tekrar film çekilecekse aktöründen, yönetmenine, set işçisinden, editörüne kadar herkesin hayatında tek bir kez bile cep telefonu kullanmamış olması gerekmekteydi. Buna baz istasyonlarına yakın oturmamak, mikro dalga fırınlarda ısıtılmış bir şey yememek de dahildi.

  Murat ilk kez cep telefonuyla konuşmaya çalıştığında üç yaşındaydı. Annesi dayısıyla konuşurken telefonu ona uzatmıştı. ‘Dayı sana at almış’ Telefon kulağına beş santim yaklaştığında başına korkunç bir ağrı girmişti. Dayısının aldığı oyuncak at altmış kilometre mesafeden kafasını çiftelemiş gibiydi. Telefonu yere atmış ve  geri kalan yaşamında bir daha cep telefonu kullanmamıştı. Şimdi bu sayede bu takımın başında burada bulunma ayrıcalığına sahipti.

  Her ülke geleceğin film endüstrisini kuracak çocukları yetiştirme işine girmişti. Doğduklarından beri tek bir film bile izlememiş, tek bir kez bile cep telefonundan alo dememiş bu yetenekli çocuklar Dopamm’ı altetmek için değil, ikna etmek için seçilmişlerdi. Hayalgüçleri fokur fokurdu. Fantazilerini görüntü ve ses şeklinde sergilemek istiyorlardı.

  Murat eskiden kapıcıların, korumaların beklediği boş girişten geçerken içinde ilk korku lambası titrek ışığını yakıverdi. Altı yıl önce şimdiki gibi aranan tüm vasıflara sahip olmayan bir grupla yaptığı girişi hatırlamıştı. Üzerlerine ilk olarak Ben Hur filmindeki savaş arabaları gelmiş, sonra en öndeki binanın çatısından Viva Zapata’nın son sahnesindeki gibi tüfekler ateşlenmişti. Kurşunlar bedenlerinden içeri girmiyordu, ama elbiselerinin parçalandığını ve üzerlerine kırmızı boya sıçradığını görmek çok berbat bir duyguydu. Ölü aktörlerin çektiği nutuklar, anlattıkları belden aşağı fıkralar seyredenlerde depresyon etkisi yapmıştı. Murat 1999 yılında ölmüş olan S. Kubrick’in hayaletinin ağlamaklı bir sesle icra ettiği konuşmayı unutamıyordu. “Geldiler… Zihnimizin en ücra yerinden çıkıp geldiler ve bizi bitirdiler.” Bu konuşmadan sonra ünlü bir sürü filmden ödünç alınmış şiddet sahneleri takımı bozmuş ve apar topar dışarı kaçılmıştı. Ardından şizofreni, parkinson rahatsızlığı beklentili süre gelmişti. Neyse ki, Dopamm görsel ve sessel atakla yetinmiş ve daha ileri gitmemişti. Daha sonra içeri girme denemesi yapan Çin, Fransa ve Slovak takımları da aynı bozguna uğrayınca testlere ara verilmişti.

   Murat yıllardır temizlenmediği ve bakım görmediği için kir, toz içindeki zemindeki ayak seslerini dinlerken film efektlerinin üzerlerine saldırmasını beklemekteydi elinde olmadan. Saniyeler geçti. Bir şey olmadı. Ardından önlerindeki ana binanın ön cephesinde kıpırdayan bir şey gördüler.

  Küçük bir şey hızla üzerlerine doğru geliyordu. Biraz yaklaşınca bunun uzaktan kumandayla hareket eden kırmızı bir yarış arabası olduğunu gördüler. Murat içinden morallerini darmadağın edecek bir şey çıkacak beklentisine kulak vermemeye gayret etmekteydi. Kırmızı araba ayaklarının dibinde durunca bir süredir tuttuğu nefesini yavaşça koyuverdi. Bir şey yapmaya ya da söylemeye korkuyordu. Hareketinin kötücül bir şeyi başlatacağından korkmaktaydı. Kırmızı zeminin üzerinde minik harflerle Bright Friday yazılı araca büyülenmiş gibi bakakalmıştı.

  “Bu Light Friday” dedi siyah bukleli bir çocuk. “Evde, koleksiyonumda küçük bir örneği var. Çevre dostu lakabı olan bir yarış arabasıdır.”

  Murat, light’tan bright’a geçişi düşünürken bakışları deminden beri gözönünde olan, ama sanki yeni farkına varmış gibi etkin duran şeye odaklanmıştı. Kumral adaşı eğildi ve o şeyi alıp yakından baktı.

  “Bu bir bilet. Bir film bileti. Ders kitaplarında resmi var.”

  Murat yakından bakınca küçük sarımsı kalın kağıttan kartın gerçekten bir film bileti olduğunu olduğunu gördü. Isırmasıdan korkuyormuş gibi yavaşça bileti çocuğun elinden aldı. Arabayla film izlenen Serap adlı bir sinemaya aitti. Her şeyiyle gerçek bir bilete benzemekteydi. Sadece numarasında bir numara vardı. Son rakam omegaydı.

 

SERAP

Drive – In - Theatre

ADMIT ONE  SCREEN 4

CHILD $ 2.00

 

INCLUDES ALL TAXES

00000Ω

 

  “Efendim bu omega, son bilet anlamına mı geliyor?”

  Murat siyah bukleli çocuğa bakarak omuzlarını silkti. Üstün zekalı çocuklarla birlikte olmanın böyle hoş yanları vardı. Bir şeyi kolayca anlatmak mümkün oluyordu.

  Araba tekrar hareket edince birkaç çocuk hayret nidası salıverdi. Araba geldiği yere dönerken Murat’ın içi ilk kez güçlü bir umut hissiyle doldu. Olacaktı. Bu biletin ardından esas biletlerin geleceği anlar yakındı. Hissediyordu. Küresel film ağası Dopamm, yeni film çekmelerine izin verecekti.

  Bütün eski filmlerin senaryoları film akademilerinde, film meraklılarında mevcuttu. En yeni tekniklerle yenilerinin yanı sıra eski konuların da filme çekileceği anlar yakındı belki de. On bir yıllık filmsizlik dönemi bitmek üzere olabilirdi.

  Murat kırk iki çift gözün üzerine dikildiğini görünce bileti özenle cüzdanına yerleştirdi ve “Şu gördüğünüz binalar dev stüdyolardı. Bütün dünyanın seyrettiği filmlerin önemli bir kısmı orada çekilmekteydi.” Dedi. Sesi bu sabahtan beri ilk kez normal tınısına kavuşmuştu.

                                                                                                    Amsterdam 2009

                      ------------------------------------

 

   

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

29 Aralık 2022 Perşembe

Sadık Yemni Sözlüğü - 29 Aralık 2022 İtibarıyla

 


29 Aralık 2022 itibarıyla:

Sadık Yemni Sözlüğü

 

Tirildeme: Türkçe’de İngilizce deki Thriller kelimesinin karşılığı 1996 yılına kadar yoktu. Gerilim, korku, polisiye tanımları yetersiz kalmaktaydı. Bizde tiril tiril gömlek, pantalon denir ya. Bu dikkatimi çekti. Thril ve Tiril kelimeleri arasında ses benzerliğinin yanı sıra anlam benzerliği olduğunu da keşfettim.Tirildeme kelimesi sözlükte hazırdı yani. Kendini tedavüle sokacak birini bekliyordu.

 

Tirildetir şeklinde de kullanılabilir.


Cümbüşlü Tirildeme: Action thriller için önerdiğim bir deyimdir.


TÖHAF: Tam Özerk HAyal Film. Bütün araştırmalara, antidepresan yıpratmalarına rağmen beynimizde henüz özerkliğini koruyan bölgeler olduğu biliniyor. Tam Özerk HAyal Film şirketi. Bir kitabı okurken ya da bir öyküyü dinlerken beynimizde bu bölgenin yarattığı sadece bize has filmlere verdiğim isimdir. 2008 yılı mamulatı.

 


İdeaot:

İdeaot’u 2003’te otomatize edilmiş idealar, düşünceler, tasavvurlar ve hatta biraz da soyutun güzelliğinin doğurduğu aşk anlamına türettim. İdeaot’a giden yolun iki öncül basamağı vardı. Robot ve Biot.

 

Robot: Robot kelimesi ilk kez Çek yazar Karel Čapek tarafından 1920’de yazdığı Rossum’s Universal Robots adlı tiyatro oyununda kullanıldı. Çekçe robota kelimesinden yararlanmıştı. 1933 yılında Karel Čapek bir arkadaşına yolladığı mektupta robot kelimesini kardeşi Josef’in uydurduğunu yazmıştır.

Asimow’un yazdığı öyküden yapılan I Robot, Robocop ve A.I, Artificial Intelligence, Star Wars filmleri en tanınmış robot filmleri olarak tarihe geçti. Ben nedense en çok I Robot’u severim. 

 

Biot: A.C. Clarke, 1973’de yayımladığı Rama’yla Randevu adlı kitabında biyolojik robot olan biotlardan söz eder. Bunlar organik malzeme dolu bir denizden türüyorlar, tamirat, yedek parça temini, teknik bakım, temizlik vb. gibi görevleri yerine getirdikten sonra bu mini denizde çözülüp gidiyorlardı.

  Oysa bütün sonsuz değişkeleriyle yaşam Rama’ya gelmişti. Eğer bu biyolojik robotlar canlı değillerse, çok iyi birer taklit oldukları ortadaydı.  

  ‘Biot’ kelimesini kimin bulduğunu kimse bilmiyordu. Sanki bir anda kendiliğinden ortaya çıkmış ve herkes tarafından kullanılmaya başlanmıştı. Bu duruma göre ana girişte Pieter, şef Biot gözcüsü oluyordu. Ve onları inceledikçe bazı davranışlarını anlamaya başladığına inanıyordu.

                                        Arthur C. Clarke, Rama’yla Buluşma, İthaki yayınları,1999

 

İdeaot: Tasavvurlardan yapılmış, düşüncelerden örülmüş robotvari sistemler, simülasyonlar için bir sözcük ararken parmaklarım 2003 şubatında ansızın İdeaot yazdı.  Sezildemliğim, İdeaot’un bir kez kurulduğunda tüm evreni, evrenlerin tümünü birbirine bağlayan mana köprüleriyle eklemlendiğini fısıldıyor. 

Evren denen matrix’in içinde olmak, bu tür bir tasavvurhanenin, düşomatın, hayalmatiğin azası, bileşeni, parça buçuğu kesilmek çok katmerli bir gerçekliğe açılan sayısız eşiklere de yakın durmaktır o halde.

 İnanılmaz derecede muhteşem bir bütünün bitmez tükenmez tünelleri, salkım saçaklı kabul salonları ve de en önemlisi sayısız farkındalık düzeyleriyle tanışmaya davetliyiz.

Dünyada ilk kez 2003’de yayımlanan Çözücü adlı kitabımda kullanılmıştır.

 

                                  

Fikir Yongalama: Ehliyetli düşünme ya da felsefe demlemek. (2006)

Amsterdam’da kurduğum think tank grubuna Fikir yongalama Kulübü adını verdim. 2006 Kasım ile 2008 Aralık tarihleri arasında ayda iki defa olmak üzere toplanıldı ve bir çok dünya meselesi incelendi.

 

Akaşanlar: Akaşik sistemin (levh-i mahfuz ya da evrenin hard diski) her insan için tahsis ettiği duyarlı kayıt öğesi.

                                               

Cepcepniler: Ufak tefek eşyaları, zamanı ve hatta anıları tırtıklayıp paralel evrenlere götüren getiren minik yaratıklar.

 

TekinsizX : Paranormal, metafizik, iyi saatte olsunlar, doğa üstü

olayları fantastik, bilimkurgu, polisiye üslupla harmanlayan edebiyat türü. 2009 mayısında genel bir terim olarak beğenilere sunulmuştur.

 

İnşallahvaristan : Evrenin en ücra köşesinde bile olsa mevcut olmamasından için için endişe duyduğumuz yer. Bütün ütopyaların beşiği. (2010)

 

Sezildemlik: Sezgilerimizin demlendiği ve yaratıcı coşku kazandığı hayali kap. Beynimizdeki sezgi üreten bölge. Gönül.

 

Vehimiçi: Çevrimiçi teriminden yararlanarak PARANOYA karşılığı için türettiğim bir terim. 2010. Vehim halinde online olmak kastediliyor.

 

Tebdilcinler:  Tebdil etmiş cinler. Daha çok dişi olanları tarafından insan vücutları kullanılarak yapılan işlem. (Bu başlıkla bir öykü ve kısa bir film mevcut)

 

Cinofreni: Cinlerin neden olduğu şizofreni vakaları için uydurduğum tıbbi terim. (2014) Bu başlıklı öyküm Gölge Dergisi’nin 86. Sayısında yayınlandı.

 

Canaksi: Varoluşumuzun duygu belli etmeyen bir kopyası. Bir çeşit sağlaması. İlk kez Akisfer (2011) adlı romanımda kullanılmıştır. 2009 yılı yapımıdır.

 

Takatrik: Takatı kesik anlamına.

 

Tevekkülon: Foton, Graviton’dan esinlenerek, tevekkül zerrecikleri anlamına.

 

Tesirlilik : Etkinlik sözcüğü faaliyet anlamına gelmez. Etkinlik’in eşanlamlısı Tesirliliktir. Kültürel tesirlilik, öğrenci tesirlilikleri şeklinde kullanılabilir.

 

Jüpiter Etkisi: Başlangıç aşamasındaki yazarları daha hızla kaliteli yazmaya yönelten yönteme verdiğim ad. (Pek yakında ayrı bir kategori şeklinde izah edeceğim)

 

K∞: Kitaplardan taşan ve sonsuzluk hissiyatımızı depreştiren rayiha. (2013)

 

Bedkorku: Hard Core Horror anlamına. Kanlı bıçaklı olanı (ucuz ve yavan malzemeyi kastetmiyorum) değil ama. Zihnen, moralman çökerten, umarsızlık uçurumlarının dibini seyrettiren korku metinleri anlamına. (2014)

 

Eskidem: Antika ya da eski eşyalar için uygun gördüğüm bir kelime.

 

Fotonella: Fotonlardan yapılmış insan gibi programlanmış bir genç kadın. Türünün ilki. (2013)

 

Kemgerçeklik: Kelek durum silsileli gerçeklik.

 

Düşünce yalpalaması: Kararsızlık.

 

Exogazelci olmak: Hariçten gazel okumak


Korkulobin(Hemoglobinden) Damarlarında korku zerreciklerinin cirit atması. (2008)

 

Kurulu düzen: Patronsaray-İşçibahçe maçı

 

Merakson motoru: Çocuksu ve bilimsel merakı fazla olan marka


Birliktelişim (Rezonans için)

 

 Metakeramet: Keramet ötesi.


Sekizbenlik: Paralel evrenler arasında bir gerçek evren ve yedi kopyası ile çalışan sistem. İlk kez Ölümsüz’de sözü geçmiştir. Hiçbir iddiası olmayan bana ve dalgaboydaşlarım olan okurlarıma has sözlük kurulmaya devam edecek. Daha onlarca kelime yerini beklemekte. Bu kelimeler serbest çağrışıma salınmışlardır. Kullanıma açıktır. (2003)


Vicdanölçer: Vicdanmetre de dense yeridir.


Algımetre: Algıölçerlilik


Niyet pencereleri: Gözler


4 kategori insan:
Dedi ve Koducular
Demedi Koducular
Dedi ve Komadıcılar
Demedi Komadıcılar


Kıllı tasarım:  Darwinizm.  (Akıllı Tasarım’ın zıddı)

Cypher Hapı: 2. Ortaçağ’da, yani günümüzde insanı bireylikten sürülüğe indirgeyen hap. Mavi ya da kırmızı değil. Kahverengi Hap. Ne olup bittiğini pekala bildiği halde başını kuma gömenlerin gözde hapı. (2010)

 

Mor Hap:  Matrix filminde kırmızı hap gerçeği, mavi hap sanal gerçeği temsil ediyordu. Oysa asıl gerçeklik için bu iki hapı bir arada yutmalıdır. (2007)


Phantomat (S.Lem’den): Hayalmatik ya da Düşomat. Tasavvurhane bile olabilir pekala.


Miyavor: Kedilerin en çok istedikleri üç şeyin tek kelimeyle ifade edilişi. Sıcak, kucak ve kayıntı. (2010)

Dijital İnsanat Bahçesi – En Yeni cesur Dünya yani Yeni Normal (2021)

 

Kahır bandı: Kahır yüklü ortam.

Haya kırıklığı: Ahlaksızlaşma, duyarsızlaşma.

Turfandacon : Neocon

 

Paranın haysiyetini yitirmesi: Vahşi kapitalizm.


Can aynam: Sevdalım.

 

Mışıl mışıl tozları: Melatonin.


Bigbangdaşlık : Bigbangle başlayan dostluk.

 

An dondurması : Fotoğraf karesi

 

Beyinosfer: Zihinsel

 

Demirzâr – Demir gibi sert, ama diğer yandan zâr gibi ince, duyarlı, ağlayan, inleyen anlamına. Bir roman kahramanımın adı.

 

Moral karartması: Şiddetli moral bozukluğu

yaşadığı 

 

 

Bize Has Bir Medeniyet telakkisi bağlamında türettiğim sözcükler

 

AKİD : Dünya değişiyor ve yeniden yapılanıyor. Her ülke bundan çeşitli şekillerde etkileniyor. Eskisi gibi kalmak, eski statükoyu  sürdürmek mümkün değil gibi görünüyor. Partiler gelir geçer. Kalacak olan Büyük Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bağımsız bir bakışla, 21. yüzyılda  ‘Yeni Türkiye’nin medeniyet modeli sloganlarından biri olması umuduyla AKİD’i tasarladım.  (2013)

 

AKİD nedir?

 

A – Ankara : Ankara Duruşu. Ankara artık oyunlarla sürüklenen bir ülkenin başkenti değil. Kendisi de oyun kuran, ağırlığı olan Ankara, politik ağırlığının yanı sıra dünyaya verebileceği kültür mirasıyla iftihar etmektedir. Kendine güvenen ve kültürüyle iftihar eden bir duruşa sahiptir.

 

K – Konya : Konya Kriterleri. Bu terim 2005 yılında tarafımdan ortaya atılmıştır. Mevlana’nın eşsiz eseri Mesnevi’den hareketle üç temel maddeye sahiptir. Küresel Merhamet, Hoşgörü ve Hakkaniyet.

 

İ  - İstanbul : İstanbul Hoşgörüsü. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinden sonra azınlıklara ve gayri müslimlere gösterdiği hoşgörü, verdiği hakları ve ünlü fermanını temsil eder. Başta Avrupa’da olmak üzere sinsice bedenlenen apartheid’e karşı çok ciddi bir panzehirdir.

 

D – Diyarbakır: Diyarbakır Bildirisi. 1950’lere kadar ciddi bir Türk nüfus barındıran  Diyarbakır, Türk-Kürt işbirliğini ve kardeşliğini temsil eder. Diyarbakır Bildirisi tek maddeden oluşur. ‘Türkler ve Kürtler büyük, etkin ve kalıcı bir refah bölgesi tesisi için sonsuza kadar el ele vermiştir.’

 

Beyaz Cumalar: Robinson’un Maddi Refah Adası’na (refah ülkeleri) göçen eski tanımla üçüncü dünya, yeni tanımla yeterince kalkınmamış ülke insanlarından bazıları (bizde örneğin beyaz Türkler) kendilerini Robinson’un eşdeğeri  addeder. Oysa Robinsonlar nezdinde Cuma’dır. Beyaz bir Cuma.

 

Samsa ve Faust Kapıları: Robinson’un Maddi Medeniyet Adası’na (Batı’ya) girişte iki kapıdan birinden geçilir. Samsa ve Faust kapıları. Samsa Kapısı’ndan geçenler için eninde sonunda böcekimsi bir yaratığa dönüşmek mukadderdir. Faust kapısı ise çok daha az sayıda ayrıcalıklı kimseye görkemli bir hayat sunar. Bunlar zamanla çatallı kuyrukları ve toynaklı ayakları olan yaratıklara dönüşür. Bir aralar  Üçüncü Bir Kapı daha vardı. İnsana insan kalmayı vaadediyordu, ama şu sıralar tamirde. (2013)

 

Modernitenin Sözümona Üçüncü Kapısı ve gerçek Üçüncü Kapı için Üçüncü Kapı başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim. (2016)

 

SiMA: (2013) yapımdaJ

 

COP: Cumhuriyetçi Oligarşik Parti. Kültürel iktidar ve vesayetin yarı resmi partisi. (2009)

 

Noktacan: Yeni zamanlarda her an nerede olduğu bilinen, gizlisi saklısı olmayan özne. Dijital Köle. (2012)

 

Nazarzede Kliniği: Synopticonun yaygınlaşması. Her an gözlenir durumda kalan insanın bunaltısı.

 

Nârname: İkbal elde etmek amacıyla Şeytanla yapılan anlaşmanın metni. (2015)

 

FOS: Faşist Oryantalist Sol (2015)

 

YOK: Yerli Oryantalist Kepazeler (2015)

 

GEZİLEPSİ: (2017) Aradan geçen bunca zamanda Gezi Olaylarında Küresel Sermayenin, Batılı ülke ve gizli servislerinin, FETÖ’nün, Nusayriler’in, rahmetli Atilla İlhan’ın ünlü kadrosunda yer alan bazı aydın, siyasi, medya mensubu, akademisyen vb.’nin başat rolünü inkâr edenler için konmuş bir teşhistir.  

 

GEZİLEPTİK şeklinde de kullanımı var.

GEZİLEPSY şeklinde yabancı dilde de söylenebiliyor.

 

NATÖ: (2016) Birinci Gladyo ve FETÖ’nün sahibi. PKK, PYD, DEAŞ ve El Kaide’nin patronu.

 

 

Entelhempalar: Milli ve manevi değerlerden iyice kopmuş, Batı kültür potasında erimiş, oradaki muhtevayla hemhal olayım derken cüruflaşmış entellerdir. Pozitivist, sosyal Darwinist takılırlar. Nekrofil fikir mezarlığında gezinmeyi severler. Yaşarken mevtalaşmışları, zombilektüelleşmişleri mevcut malum. Tarih bilincinden yoksunluk çekmeyi mahalleye sadakat olarak nitelendirirler. Ülkesinden nefret eden, her fırsatta yabancı medyaya asılsız şikâyetlerde bulunan zatı muhteremdirler. Karikatür krizlerinde ifade özgürlüğü sevdalısı maskesiyle karakültürleştirme polenleri salarlar. Ülkelerinde zor hayatları varmış numarası çekerler. Gizli açık terör destekçileridir.

(Kısa tasvir – 2016)

 

Karakültürleştiriciler: Karikatür krizinde kasıtlı olarak kriz çıkartan islamofobi fabrikatürlerinin tarafını tutan entellere verilen sıfat. (2005)

 

Kafkaeskileşmişlik: Kafka’nın kendi sorunlarını direkt olarak dile getirmemesinden kaynaklandığı iddia edilen bir terim var. Kafkaesk, endişe ve karamsarlık anlamına kullanılıyor. Eski Türkiye’nin sol-liberal-jakoben formatlı aydınları şu anda iyice kafkaeskleşti. Esas dertlerini dile getirme yetilerini yitirmiş gibiler. Çağ dışı kaldılar. Sorunlar üzerine sorunlu metinler yazarak boşa kürek çekiyorlar.(2016)

 

Porselen Yazarlar: Projeleşen ve projeleşme potansiyeli ve isteği taşıyan yazarlara verilen isim. (2016)

 

TÜM: Türkiyeli ve Müslüman (2009)

 

Hoşkatlanı: Farklılıklara, sürekli yapılması halinde rahatsızlık veren bazı durumlara anlayış gösterme hali. Tolerans’ın karşılığı müsamahadır. Hoşkatlanı müsamahanın bir dalı. Metazori Katlanı da var. Katlanmamanın elimizde olmadığı haller. Hoşgörü Doğu’ya has aşkın bir anlama sahip. Yaratandan ötürü hoş görmek. Batılı anlamdaki toleransı karşılamıyor bu haliyle. (2004)

 

Tordemir : Temsili olarak ‘Demirağ’ şeklinde nitelendirilen, insanları modern köle yapan, özgürlüklerini sınırlayan, virtüel âlem ve algı yönetimi alanlarını yani çağın zihinsel ağlarını kontrol eden otoriteryan, kabalist, baskıcı ağ ve bunun yarattığı sistem. Yeni zamanda Dijital Kafes.(2013)

 

Tepefaizgöz: Faizle ve tefecilikle büyük kapital edinenlerin önde gelenleri. (2015)

 

Hal Efendisi: Postmodernizmin pençesindeki insanın hayatını A’dan Z’ye tanzim eden merci. (2012)

 

Oyuneri: (2016) Bilgisayar oyunu bağımlılarına verilen ad.

 

Kod A:  - Ağrıyan adlı romanımda yerini belirttiğim muhteşem tözün esinlemesiyle - ‘Eğer dünyanın küresel vicdanı bir dağ gibi heybetle yükselmiyorsa, orada dirlik, insani düzen ve merhametten söz edilemez.’ (2011)


GlobeHyde: Küreselleşmenin insan sevmez yüzü. (1999)


GlobeJekyll: Küreselleşmenin insan sever yüzü. (1999)

 

İslamofobi: Batı’da ırkçılığın ve neo-kolonyalizmin yeni maskesi, İslam coğrafyasını ekonomik ve siyasi yönden baskı altında tutma projesinin kilit lafı. Irkçı-siyonist güdümlü avanta tezgâhı.


Homoturcus: ‘İnsan Türk’ anlamına. 1987 yılında tedavüle sürülmüştür. 

 

Konya Kriterleri: Bu terim 2005 yılında tarafımdan ortaya atılmıştır. Mevlana’nın eşsiz eseri Mesnevi’den hareketle üç temel maddeye sahiptir. Küresel Merhamet, Hoşgörü ve Hakkaniyet.

 

Homo Kul : Harari’nin Homo Deus- İnsan Tanrı adlı kitabına yazdığım eleştiri metninde ilk kez ele aldığım bir terim.(2017) Homo Deus’un anti tezi. Bütün dindarları kapsar.

 

RaBA- Rakı-Balık Akademisi – Makbul bir siyaset jargonu.

 

Paraverse (Şubat 2022) – Metaverse alternatif bir sistem. Yapımı sürüyor.

 

Büyük Sıfırlama Emekçileri – Das Globalciler

 

Dijital İnsanat BahçesiBir Metaverse-Paraverse Departmanı. Yakın geleceğin

Tekno Paryaları için dijital kafes.2021

 

Zihnen KirletilenlerZihin Engebeli - 2021

 

Made in Hakikat – Ocak 2022

 

Nitelikli Aylak – 2022

 

Merhabella – Temmuz 2022

 

Körkütük Kötülük – Ağustos 2022

 

Korkuobur – Eylül 2022

 

GaGa- Gaddar Galaktik – Kasım 2022

IlGa – Ilımlı Galaktik

 

Modern zamanlarda gerçek işlenmiş gıda gibidir. İçinde Nitritler ve emülgatörler var. Aralık 2022

 

Ismarlama Ruh Topografyası – Aralık 2022

Asılsız Hidayet tortuları

 

Ten Haritaları-Ten Haritacıları

Mesnetsiz Yeninin Çekimi

Boş Sayfa Kalpazanları

 

Algı Çipi – Ekim 2022

 

Rüya misafirleri

 

Nazarkeş – Aralık 2022

Nazar Bize Musallat mı?

Nazarsız Kul Olmaz

 

Yeni Orta Dünya – Kasım 2022

Atlantis

Prometheus – Avrupa

Thule, Opus Dei, Thor, Walhala

Rus Kucağı

Ejderha Nefesi

Kurt Avazı çok prestijli bir itibara sahip olacak.

 

KEŞ: Karbonayakizi Eşkiyası – Ekim 2022

 

Diji Cehennem Sakinleri

Karanlık Mini Evrenler

Kadir-i Mutlak Yazılımının Direnci

 

LÜZFİ: LÜZumsuz ve Faydasız İnsan – Ekim 2022

 

Mahremiyet Müzesi – Kasım 2022

Mahremiyet sertifikası

 

Mikroçipler yapay zekâ için zihin duvarı ve bilinç toprağı oluyor

 

Tanrısız, Şeytansız ve Acımasız Bir İnsanat Bahçesi - 2020

Levhi Mahfuz Seddi / Kuşatmacıları

Korkuobur Düzen

 

Mahşerin Nabzı Nerede Atıyor?

Yeni Orta Sınıfın Kurulumu Başladı mı?

 

Boş Vakit Cehennemi

Boş Zamanı Kullanma Ehliyeti

 

En Yeni Çin Vebası: Kredibilite Sistemi - 2021

 

Cyberpunk = CyberLÜZFİ - 2022

NBM- Nah Bulursun Motoru - 2022

 

 

 

 

Çekimdışı Sözcükler Kutusu - 1

 

İnsanlar çevrimiçi ve çevrimdışı olarak iki gruba ayrılır. Çevrimdışı olmak, devrimdışı olmak, yani devredışı kalmaktır. - 2010

 

Merak aklın nefes almasıdır. Verdiği nefes de esindir. Nefesin toplandığı yer sezildemliktir, sezginin demlendiği yerdir, yani gönüldür.

 

Esaret ve serbestlik çoğu kez hafızanın oyunudur.

 

Akıl, çoğu kez gerçeğe ancak onu yamultarak ve kısmen reddederek tahammül edebilir.

 

Tanrının içimize üflediği nefes gözeneklerimizden dışarı sızıyor. İnsanlık yeniden çamura mı dönüşüyor? - 2005

 

Mizah zekâ gölünün yüzeyindeki yakamozlardır. 2009

Firketeli okurlar debisi (kadın okurlar için)

 

Gevşek somya rehaveti

 

Mendebur istisnalar

 

Cerahatli ruhlar

 

Heyecan muhiti

 

Karakter sirkeleşmesi

 

Bütünü sezmişlere has hovardalık

 

Bakış kokutanlar birliği

 

Beyin hücreleri göçü

 

Hayatını yanlış yerlere parkedenler kulübü

 

Mazo-tiryakilik.

 

Yorgun izzeti nefisler

 

Müstesnalara açılan sır halvetleri

 

Kaliteli-aza kanaat edenler

 

Moleküler Muhabbet

 

Hasbelmeslek

 

Zamandan azadeliğe ramak kala müstehziyim

 

 

 

Çekimdışı Sözcükler Kutusu – 2

 

Hatasız homo olmaz  - Şubat - 2018

 

Lineer Sabır – Aralık 2017

 

Hayat çelişkilerle müstakildir – Mart 2018

 

Beyin hücreleri göçü

 

Laf çorabın mı kaçtı?

 

Rüyalar beni sana sallatan salıncaklar.

 

Hayaldentüremişne varsagiller = nesne - 2008

 

Mendebur istisnalar

 

Müstesnalara açılan sır halveti

 

Heyecan muhiti

 

Yollara kalp döşeyen niyet

 

Hayırcası harikadır

 

Kaliteli aza kanaat

 

Bastırılmış duygu pastırması

 

Cerahatlı ruh

 

Hasbel meslek

 

 

Çekimdışı Sözcükler Kutusu – 3

 

İlham en hakiki (Drug) kafadır.  - Mart 2019

 

İstikbal marşı korosuMart 2019

 

Format fıtratı yorar. – Mart 2019

 

İçimizdeki güzellik bize musallat olan – Ekim 2019

 

Küfür şu sıralar püfür püfür. – Mart 2020

 

ETT -Elleri Telefona Teyelliler – Mart 2020

 

Kelt Kelbi – Mayıs 2020

 

Kabin Azabı – Ekim 2020

 

Dijital Kuduz Salgını – Ocak 2021

 

Tabansör: Asansör bozulunca katları çıkma işlemi – Ocak 2021

 

Hiçe kaç kala geleceksin? - 2013

 

 

 

                                        ----------