22 Nisan 2023 Cumartesi

Son Bilet

 


Son Bilet

 

Geldiler… Zihnimizin en ücra yerinden çıkıp geldiler ve bizi bitirdiler. Tek kelimeyle yokettiler. Stüdyolarımızın yüz yıllık emeğini birkaç haftada sıfıra indirgediler. Tanrım! Bu bir düş olsa da, tepetaklak yere yuvarlansam ve eski gerçekliğimize uyansam. Bir dakikalığına olsa bile.

                                                      Stanley Richard Loyd Kubrick – 2020 Los Angeles

 

 

  “MGM, Lionsgate, Paramount, Unitedartists bunların hepsi Roma devrinden kalma isimler gibi geliyor, ama büyük film felaketinin üstünden sadece 11 yıl geçti. Kim o sırada üç yaşından büyüktü?”

  Kırk iki kişilik öğrenci grubundan kimsenin eli kalkmadı. Murat Gürsarı eliyle İki tarafı ağaçlıklı yolun bitimindeki kocaman parlak harflerle Universal Studios yazılı kapıyı işaret etti. “2008 yılında büyük bir yangın felaketiyle yokolan stüdyonun yenisi ve çok daha muhteşemi inşa edilmişti. Ömrü kısa oldu. Gezegen çaplı büyük bir felaket film endüstrisine kökten darbe indirdi. Şu gördüğünüz şaşaalı giriş bu yıkımın sembolü olarak tarihe geçmiştir.”

  “Dünyadışı zeka müdahalesi neden kabul görmüyor öğretmenim.”

  Murat Gürsarı iri ela gözlü, kumral çocuğa bakarak gülümsedi ve “Bu bize has bir romantizm.” Dedi. Bütün bilimsel kanıtlar ortada. Halis muhlis dünyalı bir sorun.”

  Yüzlerindeki hayalkırıklığı ya da inkâr çizgilerinden anlaşıldığına göre grubun içinde exobiyoloji taraftarları bayağı fazlaydı.

  “Şimdi ana kapıya doğru yürüyeceğiz. Normal davranın. Kendi aranızda konuşabilirsiniz. İçinizde korkanlar varsa bizi burada bekleyebilir. İçeriye gönüllü olarak girilecek daha önce konuştuğumuz gibi. Yarım saat kalıp çıkacağız. Anlaşıldı mı?”

  Yekpare sessizlik ve hiç kimsenin çürüğe ayrılmaması çok olumlu bir işaretti. Murat’ın kalbinde titrek bir umut ışığı yanmıştı. Başlangıç azmini fazla abartmaktan korkuyordu. “Haydi.” Dedi.

  Grup iri metalik harflere doğru yürümeye başladı. Taktik icabı tepelerinde onları gözetleyen helikopterler, çevrede konuşlanmış polis arabaları yoktu. Üzerlerinde alıcı, telefon, mini kamera benzeri bir elektronik ekipman da mevcut değildi. Daha önceki denemelerden ders alınmıştı. Downloaders Packman’i, kısa adıyla Dopamm’ı

bu yöntemlerle faka bastırmanın mümkün olmadığı kesinlikle anlaşılmıştı.   

   “Dopamm’ı görecek miyiz?”

  Murat sağ yanında yürüyen adaşı kumral çocuğa gülümsedi. “Sanırım. Bunun için buradayız öyle değil mi?”

  Çocuğun gözlerindeki ince tabakalı korku plakasının ardında yanan merak ve karşı çıkış parıltısını görmek içindeki umudu yeşertmekteydi. Belki bu defa bir öncekinden daha iyi bir sonuç alabileceklerdi. 42 adet yüksek yetenekli çocuğu dört yıldır eğitmekteydiler. Bütün dünyada film endüstrisini tekrar canlandırabilmek için üç bin kadar üstün yetenekli çocuk eğitilmişti. Murat burada Türkiye adına bulunmaktaydı.  Bugünün ilk ekibiydiler. Öğleden sonra Japonya, akşam da Bulgaristan’dan gelen ekiple test yapılacaktı.

  Dopamm 2012 yılının 14 aralığında dünya internet şebekesine sokulmuş çok gelişkin bir elektronik virüsün adıydı. Kaçak olarak film indirenleri etkisizleştirmek için imal edilmişti. Daha önce bu eylemi sıfırlamak için alınan bütün önlemler başarısız olunca, film şirketleri ortaklaşa bir kararla Dopamm’ı kullanmaya karar vermişlerdi.

  Bundan önce bazı filmlerin içine gizlenen harddiski silen virüsler hekırlar tarafından kolaylıkla tesirsiz hale getirilmişti. IP adreslerini saptayıp kullanıcılar için kanuni işlem başlatma eylemi, hızla piyasaya sürülen sahte İnternet Protokol numaraları yüzünden başarısız olmuştu. Bedava film indirdiğini söyleyenleri işten atma, para cezası kesme cinsinden yaptırımlar işsiz güçsüz öğrencileri ve gözüpek film indiricileri durdurabilecek çapta girişimler olamamıştı. Piyasaya sahte IP numaraları süren, caydırıcı virüsleri bloke eden birkaç ünlü hekır şüpheli kazalara kurban gidince geniş çaplı bir protesto başgöstermişti. Bir çok ülkede youtube ve google erişimleri aylarca yasaklanmıştı. Çevreciler, yeni düzenden memnun olmayanlar, işsizler, sosyal güvenceden yoksunlar ve dünya çapında her şeyi yıkacak yerle bir edecek Marduk’un gelmemesinden ötürü hayalkırıklığına uğrayanların da desteklediği kampanyalarla küresel çapta bir direncin ilk belirtileri çıkmıştı ortaya. Sokaklarda polislerle çatışmalar bile başgöstermişti. Polisin şiddete başvurması ilk olarak sinema salonlarını vurmuştu. Bu olayları takibeden sürede sinema izleyicisi yüzde 34 azalmıştı. Bu medyaya yansıyan rakamdı. Esas durum yüzde ellilerle ifade edilmekteydi. Direnç en yeni dünya düzenini tehdit eder hale gelmeye başlayınca 

film şirketleri yelkenleri suya indirmiş ve serbest film indirme dönemi geri gelmişti. Bu geçici bir barış ortamıydı. Dopamm gezegen çapında şaha kalkmış asi ruhu çökertmeye hazır beklemekteydi. Geriye sayım başlamıştı.

  Dopamm’ın etkisi planlandığı gibi yavaş, ama köktenbitirici oldu. İlk kurbanlar yeni virüsü bloke etmeye çalışan hekırlardı. Downloaders Packman, nöroiletken ve hormon olan dopaminin etkisine benzer bir etki yaptığından kısa zamanda Dopamm adıyla anılmaya başlamıştı. Dopamm film indirenlere izledikleri film aracılığıyla etki yapmaktaydı. Aslında dizayn edilmiş bir seri elekromanyetik şoktan ibaretti. Beyin bunu algılıyor ve dopamin salgısı etkileniyordu. Bilgisayarlarda yakından izlenen filmler efekti artırmaktaydı. Dopamin salgısı kiminde azalıyor, kiminde aşırı çoğalıyordu. Hormon derecesi azalanlarda yaşını bakmadan yaşlılık belirtisi olan bilişsel kavrama eksikliği ve parkinson hastalığı yaratıyordu. Artış halinde ise şizofreni ve hiperaktiflik sorunu yaşanıyordu.

  Genç yaşta çeşitli yaşlılık sorunlarıyla hastalıklarla boğuşanlar, ağır şizofreni hastalığına yakalananlar ve hiper aktiflik nedeniyle rayından çıkanlar ilk iki yılda film indirenlerin yüzde 14’üydü ki, dünya çapında ele alındığında inanılmaz büyük bir felaketti. 14 ile 20 yaşı arasındaki İntiharlar yüzde 30 artmıştı. Daha kötüsü hastalık saçan filmleri izlemeyi kesenlerde rahatsızlık sonlanmıyordu. Virüs bir kez beyni etkileyince ne yaparsan yap işe yaramıyordu. Aileler çaresizdi. Hastahaneler genç hastalarına yardım edememekteydiler. Yaşlı dünyamızın son yüzyılda gördüğü en büyük salgındı. Film şirketlerini mahkum etmek için açılan sayısız dava delil yetersizliği nedeniyle bir sonuç vermemekteydi. Amerika’da ünlü aktörlere, yönetmen ve yapımcılara girişilen suikastler devri başlamıştı. Bu nedenle ABD’nin bir çok eyaletinde sıkıyönetim ilan edilmişti. Tam o sıralarda dini bütün kimselerin takdiri ilahi dedikleri şey gerçekleşti. Dopamm mutantlaştı, kendini hızla değiştirdi ve airborn, yani varlığını havada da sürdürebilir hale geldi. Bunun sonucu tahminleri çok aşan bir yıkıma neden oldu. Bumerang efekti şeklinde Dopamm imalatçılarına yöneldi.

  Beyinleri etkileyen dizayn edilmiş elektromanyetik şoklar demeti olan Dopamm hızla kendini çoğalttı ve kendini yapıbozuma uğratacak mikrodalgasal hücumlara karşı direnç inşa etti. Özerkleşti. Filmlerde doğduğu, serpildiği ve onu izleyenlere etki yaptığı için bir çeşit annesi gibi gördüğü her çeşit film kaydını ikamet adresi olarak belirledi. Kısa bir zaman içinde dünyada ne kadar video, film şeridi, CD, DVD ve harddisk varsa işgal etti. Bloglar, siteler, youtube vb. de işgalden nasibini almıştı. Dopamm sırf işgal etmekle kalmamış ve yeni evini dekore etmeye de başlamıştı. Mevcut sahnelere, diyaloglara, aktörlerin giysilerinden, sokak kaldırımlarına kadar filmlerin her saniyesine, her karesine kendi zevkinin damgasını bastı.

  İki buçuk yıl içinde film tarihimizde çektiğimiz filmlerin tamamı önce deforme olmuş, sonra da çıplak gözle görülemeyen bir forma dönüşmüştü. Dopamm kendi değiştikçe filmleri de değiştirmeye devam etmekteydi. Nano saniyelerle gerçekleşen bu etkinliği çok hassas aparatlarla bile izlemek mümkün değildi. Yüzlerce metre yeraltında, metrelerce betonla, çelik kasalarla korunan filmler de bu akibetten kurtulamamıştı. İnsanlığın son yüz otuz yılda çektiği filmlerin tamamı seyredilemez hale gelmişti.

  Film endüstrisi bu felaketi takip eden ilk aylarda büyük bir gümbürtüyle çökmüştü. Çöküşün nedeni henüz gösterime girmeyen yüzlerce filmin elden gitmesi değildi yalnız. Artık yeni film çekmek de mümkün değildi. Stüdyoyu ne kadar yalıtırsan yalıt Dopamm içeri nüfuz ediyor ve kaydedilen her yeni karenin içine ediyordu.

  Gezegen çapında büyük bir çöküş başlamıştı. Dopamm katalizör olmuştu. Küresel nümayişler, sivil itaatsizlikler, yağmalar ve lüks mağazaları kundaklamalar devri başlamıştı. Sıkı yönetimler, toplama kampları, aşırı şiddet kullanma durumu sadece daha kötüleştirmekle kalmıştı.

  Beş yıl açlık, sefalet, yağmalar, yerel çatışmalar, terör olayları ve kitlesel ölümlerle geçmişti. Düzen tekrar kendini toparladığında artık sinemalar mevcut değildi. Önemli bulunan bazıları müze olarak korunmuştu. Gerisi sadece belleklerde kalan soluk ve netameli anılardı. Dopamm ele geçirdiği filmlerde hâlâ varlığını sürdürmeye devam etmekteydi. Artık onu yoketmek için çaba gösterilmiyordu. Çünkü gücü müthişti. Geçen yılın nisanında isterse uydu iletişimini durdurabileceğini göstermişti. Dört gün boyunca kuzey yarıkürenin neredeyse tamamında cep telefonları susmuştu. Bu iyi bir ders olmuştu. Çünkü Dopamm isterse bir nükleer füzeyi bir metropole yollayabilir, elektrikleri kesebilirdi. Nükleer santrallarda meltdown felaketi bile yaratabilirdi.

  İşin iyi tarafı da vardı. Kimse artık film indirme yüzünden hastalanmıyordu. Bazı aşırılar kirli propaganda yüklü ve sade suya tirit konulu Hollywood filmlerinden kurtulduk demekteydi, ama çoğunluk film izleyerek hayallere daldıkları zamanları özlemekteydi.

  İnsan asla pes etmezdi. Bilim insanları halka açık oturumlarda yeniden film çekebilmenin muhtemel yöntemlerini izah etmişlerdi. Bunlardan biri şu anda denenmekteydi. Dopamm kendisini imha eden kısa dalgalara karşı bir tepki geliştirmişti. Bu nedenle kısa dalgalarla çalışan hiçbir aparatın işe yaramayacağı çok açıktı. Buna cep telefonu kullanan beyinler de dahildi ne yazık ki. Tekrar film çekilecekse aktöründen, yönetmenine, set işçisinden, editörüne kadar herkesin hayatında tek bir kez bile cep telefonu kullanmamış olması gerekmekteydi. Buna baz istasyonlarına yakın oturmamak, mikro dalga fırınlarda ısıtılmış bir şey yememek de dahildi.

  Murat ilk kez cep telefonuyla konuşmaya çalıştığında üç yaşındaydı. Annesi dayısıyla konuşurken telefonu ona uzatmıştı. ‘Dayı sana at almış’ Telefon kulağına beş santim yaklaştığında başına korkunç bir ağrı girmişti. Dayısının aldığı oyuncak at altmış kilometre mesafeden kafasını çiftelemiş gibiydi. Telefonu yere atmış ve  geri kalan yaşamında bir daha cep telefonu kullanmamıştı. Şimdi bu sayede bu takımın başında burada bulunma ayrıcalığına sahipti.

  Her ülke geleceğin film endüstrisini kuracak çocukları yetiştirme işine girmişti. Doğduklarından beri tek bir film bile izlememiş, tek bir kez bile cep telefonundan alo dememiş bu yetenekli çocuklar Dopamm’ı altetmek için değil, ikna etmek için seçilmişlerdi. Hayalgüçleri fokur fokurdu. Fantazilerini görüntü ve ses şeklinde sergilemek istiyorlardı.

  Murat eskiden kapıcıların, korumaların beklediği boş girişten geçerken içinde ilk korku lambası titrek ışığını yakıverdi. Altı yıl önce şimdiki gibi aranan tüm vasıflara sahip olmayan bir grupla yaptığı girişi hatırlamıştı. Üzerlerine ilk olarak Ben Hur filmindeki savaş arabaları gelmiş, sonra en öndeki binanın çatısından Viva Zapata’nın son sahnesindeki gibi tüfekler ateşlenmişti. Kurşunlar bedenlerinden içeri girmiyordu, ama elbiselerinin parçalandığını ve üzerlerine kırmızı boya sıçradığını görmek çok berbat bir duyguydu. Ölü aktörlerin çektiği nutuklar, anlattıkları belden aşağı fıkralar seyredenlerde depresyon etkisi yapmıştı. Murat 1999 yılında ölmüş olan S. Kubrick’in hayaletinin ağlamaklı bir sesle icra ettiği konuşmayı unutamıyordu. “Geldiler… Zihnimizin en ücra yerinden çıkıp geldiler ve bizi bitirdiler.” Bu konuşmadan sonra ünlü bir sürü filmden ödünç alınmış şiddet sahneleri takımı bozmuş ve apar topar dışarı kaçılmıştı. Ardından şizofreni, parkinson rahatsızlığı beklentili süre gelmişti. Neyse ki, Dopamm görsel ve sessel atakla yetinmiş ve daha ileri gitmemişti. Daha sonra içeri girme denemesi yapan Çin, Fransa ve Slovak takımları da aynı bozguna uğrayınca testlere ara verilmişti.

   Murat yıllardır temizlenmediği ve bakım görmediği için kir, toz içindeki zemindeki ayak seslerini dinlerken film efektlerinin üzerlerine saldırmasını beklemekteydi elinde olmadan. Saniyeler geçti. Bir şey olmadı. Ardından önlerindeki ana binanın ön cephesinde kıpırdayan bir şey gördüler.

  Küçük bir şey hızla üzerlerine doğru geliyordu. Biraz yaklaşınca bunun uzaktan kumandayla hareket eden kırmızı bir yarış arabası olduğunu gördüler. Murat içinden morallerini darmadağın edecek bir şey çıkacak beklentisine kulak vermemeye gayret etmekteydi. Kırmızı araba ayaklarının dibinde durunca bir süredir tuttuğu nefesini yavaşça koyuverdi. Bir şey yapmaya ya da söylemeye korkuyordu. Hareketinin kötücül bir şeyi başlatacağından korkmaktaydı. Kırmızı zeminin üzerinde minik harflerle Bright Friday yazılı araca büyülenmiş gibi bakakalmıştı.

  “Bu Light Friday” dedi siyah bukleli bir çocuk. “Evde, koleksiyonumda küçük bir örneği var. Çevre dostu lakabı olan bir yarış arabasıdır.”

  Murat, light’tan bright’a geçişi düşünürken bakışları deminden beri gözönünde olan, ama sanki yeni farkına varmış gibi etkin duran şeye odaklanmıştı. Kumral adaşı eğildi ve o şeyi alıp yakından baktı.

  “Bu bir bilet. Bir film bileti. Ders kitaplarında resmi var.”

  Murat yakından bakınca küçük sarımsı kalın kağıttan kartın gerçekten bir film bileti olduğunu olduğunu gördü. Isırmasıdan korkuyormuş gibi yavaşça bileti çocuğun elinden aldı. Arabayla film izlenen Serap adlı bir sinemaya aitti. Her şeyiyle gerçek bir bilete benzemekteydi. Sadece numarasında bir numara vardı. Son rakam omegaydı.

 

SERAP

Drive – In - Theatre

ADMIT ONE  SCREEN 4

CHILD $ 2.00

 

INCLUDES ALL TAXES

00000Ω

 

  “Efendim bu omega, son bilet anlamına mı geliyor?”

  Murat siyah bukleli çocuğa bakarak omuzlarını silkti. Üstün zekalı çocuklarla birlikte olmanın böyle hoş yanları vardı. Bir şeyi kolayca anlatmak mümkün oluyordu.

  Araba tekrar hareket edince birkaç çocuk hayret nidası salıverdi. Araba geldiği yere dönerken Murat’ın içi ilk kez güçlü bir umut hissiyle doldu. Olacaktı. Bu biletin ardından esas biletlerin geleceği anlar yakındı. Hissediyordu. Küresel film ağası Dopamm, yeni film çekmelerine izin verecekti.

  Bütün eski filmlerin senaryoları film akademilerinde, film meraklılarında mevcuttu. En yeni tekniklerle yenilerinin yanı sıra eski konuların da filme çekileceği anlar yakındı belki de. On bir yıllık filmsizlik dönemi bitmek üzere olabilirdi.

  Murat kırk iki çift gözün üzerine dikildiğini görünce bileti özenle cüzdanına yerleştirdi ve “Şu gördüğünüz binalar dev stüdyolardı. Bütün dünyanın seyrettiği filmlerin önemli bir kısmı orada çekilmekteydi.” Dedi. Sesi bu sabahtan beri ilk kez normal tınısına kavuşmuştu.

                                                                                                    Amsterdam 2009

                      ------------------------------------

 

   

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder